Dünkü yazımın bitiş paragrafında, “15 Kasım belgesini, Türkiye’de bir perestroikanın müjdesi sayabiliriz” cümlesine yer vermiştim. Ankara’dan bugün gelen yeni belgeler bu görüşü doğrulamakta… DYP-SHP koalisyonunca açıklanan ekonomik önlemler ve Güneydoğu raporu, yeniden yapılanmanın da ötesinde neredeyse bir devrim niteliğinde.“ Yurttaşlarımız arasında kültür, düşünce, inanç, dil ve köken farkları olması doğaldır. Bunlar başka ülkeler için de geçerlidir. Böylesine çeşitlemeler demokratik ve üniter devlet için bir zaaf değildir. Bu Üniter yapı içindeki çeşitli etnik, kültürel ve dile ilişkin kimlik özellikleri özgürce ifade edilebilir, özenle kurulabilir ve rahatça geliştirilebilir. Bu, ulus ve devlet birliğinin gücünü azaltmaz, aksine pekiştirir. Türkiye’de yapılması gereken ve hedeflenen de budur. “Dün açıklanan metinde yer alan bu sözlere katılmamak elde mi?

Yeni iktidar döneminde, Türkiye’nin uygar dünyada yerini alması için, elden gelen her şeyi yapacak gibi görünüyor. İki gündür açıklanan metinlerde, modern dünyanın vardığı son aşamayı yakalayan ve sindiren güçlü ve çağdaş beyinlerin ülke yönetimine geldiğini kanıklamakta. Bu devrim niteliğindeki programın, merkez sadece sağ-sosyal demokrat koalisyona dayanması bir zayıflık değil, tam tersine çağdaşlık belirtisi. Dünyada son yıllarda yaşanan değişiklik ve esen rüzgârlar, genellikle solun ölümü ve sosyalist modelin iflas olarak sunuluyor. Bu görüş yanlıştır. Aslında modern dünyada yaşanan gelişme, soğuk savaşın bitmesi, dolayısıyla iki blokunda kendi katılıklarından kurtulmasıdır. Sosyalist ekonomiler, kapitalist sistemden, piyasa ekonomisi, serbest rekabet, karşılıklı bağımlılık, girişim özgürlüğü gibi kavramlar alırken kapitalizim de kendi içinde değişmiştir. Kapitalizmin sosyalist birikimden aldığı ve özümlediği İnsan Hakları, sosyal dayanışma, kültür ve sanata sahip çıkma gibi kavramlar, 90’lı yıllarda bu sistemin değişik ve yeni yüzünü oluşturmuştur. Sovyetler Birliği özel girişime dönmüş ama ABD’de Şili’de Pinochet darbesini düzenlediği, hem de bunu pervasızca yaptığı yıllarda uzaklaşmıştır. Dünyada yaşanan bu önemli ve neredeyse tek ideolojiye giden gelişmeye Türkiye’nin ayak uydurması gerekiyordu. Hem de gecikmeden! İşte hükümet, dünyadaki en modern eğilimi yakalamış ve iki parti bünyesinden sağladığı birikimle Türkiye’de bir perestroika (yeniden yapılanma) başlatmıştır. Türk perestroikasının temel özellikleri, bireyi ön plana alan, despotik devlet anlayışından vazgeçen, devleti bireyin refahına yönelik bir örgütlenme olarak gören, serbest girişime ve piyasa ekonomisine dayanan, imparatorluk mirasçısı olan ülkemizde çeşitli kültür, inanç ve dillerin kendi kimliklerini özgürce ifade etmelerine izin veren son derece modern bir anlayış temelinde gelişiyor. Batı’daki her gelişmeyi yıllarca gecikerek benimsemiş olan toplumumuz, belki de ilk kez modern dünyayla eş zamanlı hareket ediyor. Dünyadaki merkez sağ ve sol kavram koalisyonunu gerçekleştiriyor. Bütün ülkeyi yeniden yapılanmanın heyecanı ve umudu kaplamış durumda. DYP- SHP iktidarının gemisi, yelkenlerini dolduran bu rüzgarla çok yol alacak gibi görünüyor.