Evet, Avrupa Birliği’ne yaklaştık ama bu işi hazır lokma sanmayın. Hedefe yaklaştıkça engeller, çelmeler artacak. Özellikle Fransa engelini aşmamız çok zor olacak. Bana öyle geliyor ki bize özel bir statü dayatacaklar. Biz de bunu kabul etmek zorunda kalacağız. Ama nedense her şeyin moralle, coşturmayla ‘Hayda! Hayda!’ nidalarıyla aşılacağına inanan Türk düşünce iklimi, yıllardır yaptığım bu uyarılara kulak asmak niyetinde değil. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği benim en büyük düşüm ve bütün sorunlarımızın toptan çözümü ama bu konuda dikkatli adım atmak gerektiğini hissediyorum. Çünkü halktaki beklentiyi ne kadar yükseltirseniz, hayal kırıklığı da o kadar büyük olur. 05.09.2003

Bazı diplomatlarımız Avrupa’nın verdiği yol haritası ile kendini bağladığını düşünüyor. Bence bunların hiçbir önemi yok. Son anda “Kıbrıs’ı çözemediniz! Uygulamalarınız eksik!” gibi bin bir sebep çıkıverir ortaya. Göreceksiniz ki bizi bir “özel statüye” zorlayacaklar! Bu yüzden halktaki beklentileri yükseltmemekte yarar var. Sonra hayal kırıldığı çok derin olur. 06.09.2003

Bütün çabalar aralık ayında bir tarih alabilmeye yönelik. Eğer tarih alınırsa 10-15 yıllık bir süreç başlayacak. Ama bu dönemin sonunda bırakın Fransa Almanya gibi olmayı, Yunanistan, İspanya gibi bir ortak üye olmamız bile mümkün değil. Çünkü Avrupa Birliği’nin yapısı değişiyor. Çok vitesli bir Avrupa konusunda karar verilmiş ve uygulamaya konulmuş durumda. Merkezden dışarıya doğru halkalar genişleyecek. Ve Türkiye eğer kendisinden istenilenleri başarabilir ve tarih alabilirse bu halkanın en dışında yer alacak. Demokratikleşmeyi AB emrettiği için değil kendi halkı için yapan, aklını başına toplamış, birbirini yemeyen ve devleti soymayan bir Türkiye, AB’ye karşı başını dik tutabilir ama ben ne yazık ki böyle olumlu bir tablo göremiyorum ortalıkta. 03.06.2004

Ben her zaman Türkiye’nin AB üyeliğinden yana oldum ve bu konuda epey çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum. Ama halka boş umutlar verilmesine ve toz pembe hayallerle halkın avutulmasına karşıyım. Durumun fotoğrafını doğru çekelim ve buna göre üstümüze düşeni yapalım. Ve kendimizi kandırmayalım: Bu iş “özel statü”ye gidiyor. Adına ister “imtiyazlı ortaklık” deyin, isterseniz “çok vitesli Avrupa” adını takın, ya da daha yaldızlı ifadelere sarıp sarmalayın, gerçek bu. 15.06.2004

17 Aralık’ta Avrupa siyasi iradesi Türkiye kararını açıklayacak. Bu karar bizde “Avrupa’ya girdik! Avrupalı olduk” biçiminde algılanacak. Chirac, Schröder ve Avrupa basını ise ‘Türklere hiçbir şey vermiş değiliz. Boşuna telaşlanmayın. Daha önümüzde on-on beş yıllık bir süreç var. Ayrıca bunun sonunda bile referandum mekanizmasını çalıştırır ve Türklere kapıları kapatabiliriz’ diyerek kendi kamuoylarını teskin etmeye çalışacaklar. 25.08.2004

Yıllardır dile getirdiğim gibi Avrupa kamuoyu bizi içi rahat olarak, sevgiyle, saygıyla, kamuoyunun desteğiyle içine alamıyor.K apıyı tam olarak açması da mümkün değil kapaması da. 09.10.2004