ÜMİT Aydın'ın başına ağrılar saplan-
mıştı.
"Kriz Döneminde Siyasi Kutuplaşma-
lar" adını verdiği doktora tezini nasıl biti-
receğini bilemiyordu.
Çantasında bir ağrı kesici olduğunu ha-
tırladı. Bir Türk doktorunun icadı olan ye-
ni ağrı kesici son yıllarda, bütün dünyada
en çok satılan ilaçlar arasındaydı.
Koridordaki otomotik makineden bir
soda almak için bozuk para arandı. Ama
ceplerinde hiç metal para yoktu.
Karşısında oturan sarışın çocuk ses-
sizce, beklemesini işaret etti. Ve cebin-
den çıkardığı 10 milyon TL'lik bozuk pa-
rayı masanın üstünden ona doğru sürdü.
Bosna - Hersek'li öğrencilerden biri ol-
malıydı. Son yıllarda İstanbul Üniversite-
si'nde, her ülkeden, her kıtadan öğrenci-
ye rastlamak mümkündü.
Ümit Aydın başıyla teşekkür etti. Ve
10 milyon TL'lik parayı alarak koridora
gitti.
***
İLACIN etkisiyle biraz rahatlamıştı.
"Amma da garip adamlarmışsınız be
dedeler!" diye söylendi.
Kriz döneminde yaşayan atalarının
davranışlarını, akıl yürütmelerini bir türlü
anlayamıyor, bir metoda oturtamıyordu.
O dönemde üç askeri darbe yapıldığını
okumuşlardı. Bu darbeler Türk demokra-
si tarihinin kara lekeleri olarak
anılıyordu.
Ama gelin görün ki o dönemin
aydınları, üç darbenin üçüne bir-
den karşı çıkmamışlardı.
Kimi "birinci darbe iyidir ama
öbür ikisi kötüdür!" diyor, kimi
"ikinci darbe iyidir, birincisi kö-
tüdür" diye yazıyor, bazısı da ü-
çünü birden savunuyordu.
Bunları yazanların hepsi de
sivildi.
Askeri dönemde kapatılmış
ve yazarları tutuklanmış olan
gazeteler, daha sonraki dönem-
lerde askerleri en çok savunan
yayın organları arasına katılmış-
tı.
Turgut ön adlı politikacı orduyu, yazlık
kıyafetle teftiş etmişti.
Buna en çok kızanlar ise askeri dö-
nemlerde baskı görmüş olan sol - de-
mokrat çevrelerdi.
Ümit Aydın bütün sabrına rağmen de-
delerine öfkelenmeye başlıyordu.
Ne biçim dedelerdi bunlar!
Hİçbir konuyu akılcılık yönünden ele al-
mamışlar, hep duygusal tepkiler göster-
mişlerdi.
Başörtüsü takılsın, takılmasın diye
kavga etmiş, kan dökmüşlerdi.
Kim ana dilini konuşsun, kim konuş-
masın diye tartışmışlar, kavga
etmişlerdi.
Aynı ekonomik ve siyasi ilke-
leri savunan değişik partiler
kurmuşlardı ve bu partiler birbi-
riyle kavga etmişti.
Siviller askerlerle, hukukçular
mülkiyelilerle, politikacılar ba-
sınla kapışmış, solcularla sağcı-
lar kendi içlerinde kavga etmiş-
lerdi.
Bu arada ülke ekonomisi sü-
rekli yara almış ve 2022 yılında
dünyanın en güçlü ve modern
ülkelerinden biri sayılan Türkiye
Cumhuriyeti, "kriz dönemi"nde
az gelişmiş ülkelerin arasında
yer almıştı.
Bugün iyice anlaşılıyordu ki, "azgeliş-
mişlik" kafalardaydı. O düşünce tarzları,
ülkeyi az gelişmiş konuma sokmuştu.
Çok şükür Türkiye 2004 yılında bu saç-
ma sapan kavgalardan kurtulmuş ve ras-
yonel toplum olma yolunu seçmişti.
Ümit Aydın, dedelerine kızıyordu ama
bir yandan da acıyordu.
Ömürlerini boşu boşuna kavgayla gü-
rültüyle geçirmişler ve pis şehirlerde iti-
şip kakışarak, anlamsız intikamlar peşin-
de koşmuşlardı.
"İyi ki o dönemde yaşamamışım!" di-
ye düşündü.
