Bugünden ileriye doğru bakınca 2060 yılı o kadar uzak ve erişilmez görünüyor ki neredeyse- moda deyimiyle- vizyonlarımızın menzili dışında. Kendimizi ve Türki’yi 2060 yılındaki haliyle algılayamıyoruz. Yaklaşık yetmiş yıl sonra hiçbirimiz hayatta olmayacağız. Ne Bush, ne Saddam, ne Özal, ne Özal muhalifleri… Hiç kimse yaşamayacak. Kavramlar, yaşama biçimleri, kavga nedenleri de değişmiş olacak. Yetmiş yıl sonrasını düşündüğümüzde, en azından bugüne benzemeyeceğini, kavram ve kavgaların bugünkünden çok farklı olacağını öngörüyoruz. Acaba öyle mi ? Yetmiş yıl sonrasını düşündüğümüzde, en azından bugüne benzemeyeceğini, kavram ve kavgaların bugünkünden çok farklı olacağını öngörüyoruz.Acaba öyle mi? Yetmiş yıl sonra Türkiye yeni kavramlarla mı uğraşacak, yoksa yakasını bırakmayan eski sorunlarıyla mı boğuşacak? İleriye yönelik bir tahmin yapabilmek için geçmişe dönelim ve yetmiş yıl öncesine gidelim: Yaklaşık yetmiş yıl önce Türkiye’de ekonomik bir sıkıntı vardı; Bugün gene var. Yetmiş yıl önce Türkiye’de rejim sorunu tartışılıyor, sistemi hilafetçi bir İslam temeli üstüne sürdürmek isteyenlerle, laiklik taraftarları arasında şiddetli bir kavga sürüyordu. Bu kavga bugün de veriliyor. Yetmiş yıl önce Türkiye’nin Araplarla ilişkilerine yeni bir boyut verilmek isteniyor ve bizi arkadan bıçakladığına inandığımız Araplara hoş gözle bakılmıyordu. Aynı sorun bugün de gündemde. Yetmiş yıl önce Amerikan mandası altında yaşamak diye tanımlanan bir doktrini savunanlar vardı. Bugün Amerikan mandasının adı “Yeni Dünya Düzeni” oldu. Ama kurallar aynı biçimde sürüyor. Yetmiş yıl önce kadının toplumdaki konumunu düzeltmek için çalışmalar yapılıyordu.Bugün de öyle. Yetmiş yıl önce garplılaşmak, batının fennini almak ve muassır medeniyet seviyesine ulaşmak ülküsü geçerliydi. Bugün de geçerli. Yetmiş yıl önce “Kürt Teali Cemiyeti” gibi kuruluşlar vardı. Bugün de var. Yetmiş yıl önce “Şu hanedan yıkılsın!” deniyordu. Bugün de deniyor. Yetmiş yıl önce İstanbul’da siyasi suikastler düzenleniyor gazeteciler ve aydınlar öldürülüyordu. Bugün de öldürülüyor. Yetmiş yıl önce Mustafa Kemal, çağın en ileri iletişim teknolojisi olan telgrafı kullanarak örgütleniyor ve neredeyse bir PTT ihtilali yapıyordu. Bugün de çağdaş iletişim teknolojisi siyasette hayranlık duyularak kullanılıyor. Yetmiş yıl önce aramızda, gizli ve açık ittihatçılar vardı. Bugün de var. Yetmiş önce Ermeni meselesi gündemdeydi. Bugün de gündemde. Yetmiş yıl önce hükümet umudunu İstanbul’daki bazı büyükelçiliklerin kedini hükümetleriyle kurduğu ilişkilere bağlamıştı. Bugün İstanbul yerine Ankara’da oturuyor Büyükelçiler. Bu örnekler çoğalabilir. Yetmiş yıl öncesine baktığımız zaman, aynı sorunlarla boğuşmakta olduğumuzu ve temel problemlerimizinden hiçbirisinin çözülememiş olduğunu görüyoruz. Acaba yetmiş yıl sonra çözmüş olacak mıyız? Yetmiş yıl önce bir Orta-Şark ülkesiydik. Bugün de Orta-Doğuluyuz. Yetmiş yıl sonra ne olacağız dersiniz?
