Habitat toplantısına UNESCO olarak katılımımızın bir sonucu da 6 Haziran günü yapılan bir diyalogdu. Geniş bir katılımla ve Genel Direktörümüz Federico Mayor'un konuşmasıyla zenginleşen diyalog çok ilginç ve Türkiye'yi yakından ilgilendiren bildirilere sahne oldu. Artık Türkiye'nin de kentlerdeki katılımcılığı, yurttaşlığı, demokrasiyi ve bunun sorunlarını geniş bir platformda tartışması gerekiyor. Dün Cemal Reşit Rey salonunda, bütün ülkelerin katılımıyla düzenlenen toplantıda, değişik diyalog birimlerinin raportörleri sonuç özeti sundular. UNESCO diyalogunun sunuşunu yapmak görevi de bana verildi. Belki bazı tartışmalara kaynaklık eder düşüncesiyle, UNESCO adına sunduğum bu İngilizce belgenin Türkçe çevirisini olduğu gibi yayınlıyorum:
21. YÜZYIL KENTLERİNDE DEMOKRASİ VE YURTTAŞLIK UNESCO tarafından düzenlenmiştir. Başkan: Profesör Ruth Cardoso "Comunidade Solidaria" Konseyi Başkanı, Brezilya Raportör: Zülfü Livaneli Kompozitör, yönetmen, yazar, İstanbul UNESCO Büyükelçisi
Diyalog, 21. yüzyılda demokratik kentler, dayanışma alanları ve aktif yurttaşlık yaratılması konularında yoğunlaştı. Katılımcılar, kentlerin insancıllaştırılması, dayanışmanın güçlendirilmesi ve temel bir değer olan demokrasi ve insan hakları konusundaki kararlılıklarını belirttiler. Tartışmalar üç noktada yoğunlaştı: - Demokrasiyi güçlendirmek - Yurttaşlık uygulamaları - Yeni bir sosyal anlaşma biçimlendirmek.
DİYALOGUN TAVSİYELERİ Demokrasiyi Güçlendirme: Yönetim Sanatı
Demokratik bir kent yaratmak için öne sürülecek politik proje, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik ideallerinin - herkesin yararına - anlaşılmasından ibarettir. Dayanışma, yalnızca demokrasinin basit bir özelliği değil, onun uzun vadeli varoluşunun temel ögesidir de. Kent, demokrasinin geleceği ise ve demokrasi kentin geleceği ise temsili demokrasiden yurttaşlık demokrasisine ve katılımcı demokrasiye geçişin tam zamanıdır. Demokrasi, politik haklar açısından gereklidir ama aynı zamanda sivil, sosyal, kültürel ve ekonomik hakların kullanımı bakımından da vazgeçilmezdir. Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki Johannesburg kenti deneyi, sosyal, ırksal, ekonomik ve politik bir ayrıma (apartheid) dayalı bir toplum yapısına karşı savaşmaksızın, bir dayanışma ve yurttaşlık kentine ulaşılamayacağını kanıtlıyor. Parçalara ayrılmış bir kentte, etkili bir demokratik katılım ve dışlanmaya, hoşgörüsüzlüğe karşı mücadele etmek için, kurumsal yollar oluşturmak, demokrasiyi güçlendirmek, pekiştirmek için ön koşuldur. İnsan haklarına saygı göstermeyen bir demokrasiden söz edilemez ve bu da insan hakları eğitimini gerekli kılmaktadır. İstanbul, demokrasiyi güçlendirme sürecinin tam yüreğine, çok kültürlü bir toplumu nasıl oluşturacağımız ve nasıl birlikte yaşayabileceğimiz sorusunu yerleştiriyor. Kültür, biyolojik çeşitlilik gibi bizim yaratıcı çeşitliliğimizin bir temsilcisidir. Bu çok kültürlü, mozaik benzeri kent, hoşgörünün ve kültürel çoğulculuğun taşıyıcısı olagelmiştir. 21. yüzyıl için barış kültürü, demokrasi ve yurttaşlık, toplumlarımızı tek kültürlülükten çok kültürlülüğe geçmeye ve kentlerdeki kültürel çeşitliliği bir hak olarak garanti altına almaya davet ediyor..
(Devamı var)
