TÜRKİYE'nin hükümet krizi içine sürüklendiği şu günlerde, belki de her gün politika yazmamız gerekir.
Ne var ki artık politikanın yazılacak tarafı kalmadı pek! Her şey ortada!
Bütün konular, aylarca yıllarca önceden yazılmış, çizilmiş.
Türkiye güneşinin altında yeni ve şaşırtıcı bir gelişme olmuyor.
Politika yazacak olsak, zaten sizin de bildiğiniz şeylerden sözedeceğiz.
Mesela Deniz Baykal'ın "Solda Birlik" heyecanlarına; "Ne olurdu, size yalvarıldığı zaman bu birliği kabul etseydiniz de büyük şehirleri Refah'a vermeseydik. Yüzde 5'lik bir parti olduktan sonra, insanları bu isteğin samimi olduğuna inandırmak zordur!" diyeceğiz.
Ama siz bunu zaten daha önceden biliyor olacaksınız.
Ya da ağaçlara dikkat etmekten ormanı göremediğimizi vurgulayıp, "Türkiye iç politik çekişmeler nedeniyle, sivil Refah mı, ordu muhtırası mı tercihine sürükleniyor. Vakit varken aklınızı başınıza toplayın" diyeceğiz.
Siz bunu da biliyor alacaksınız. Zaten kaç kez de yazdık.
İyisi mi bırakın Ankara iyice dibe vursun. Belki o zaman bir silkinis başlar.
★★★
BEN size bugün daha ilginç bir gözlemden sözedeceğim: Brezilyalı koruma görevlileri.
Ne ilgisi var demeyin. Eğer Brezilya gibi, bir zamanlar hiper enflasyona sürüklenmiş, ve iyi İngilizce konuşan bir bey yaklaştı yanıma ve "Sayın Cardoso'ya ulaşan davetinize teşekkür ederiz" dedi.
Kim olduğunu sordum. Brezilya polisinde, yüzbaşı rütbesindeymiş. Türk korumalara ek olarak bir erkek, biri kadın iki polis görevlisi Bayan Cardoso'yla birlikte gelmişler.
Yüzbaşı benden ev adresini, bineceğimiz teknenin ayrıntılarını öğrendi. Daha sonra Jorge Amado'dan ve Latin Amerika edebiyatından sözettik. Belki inanmayacaksınız ama bu son derece eğitimli yüzbaşı, dünya edebiyatı hakkında da çok şey biliyordu.
Akşamüstü onlar da tekneye bindi ve Boğaz gezisi süresince ağızlarına bir damla su bile koymadılar.
Daha sonra eve gelindiğinde, köpeğimiz olup olmadığını sordular ve kibarca izin alarak, evle bahçeyi didik didik aradılar.
Sonra da giriş kapısına dikilip bütün bir akşam ayakta beklediler.
Bu arada konukları korumakla görevli 10 kadar polis arkadaşımız, yakındaki bir lokantada yemek yediler. Çünkü sabah altıdan beri aç bi - i - laç koşturuyorlardı ve ev koşullarını güvenli bulmuşlardı.
Brezilyalılar bu derece makul bir öneriyi bile reddettiler. Kapıdan ayrılmadıkları gibi bizim yemek, içki hatta su önerimizi geri çevirdiler.
Sonradan Türk polisler anlatmış: Brezilyalılar, belki de ilaç karıştırılacağından kuşkulandıkları için gün boyunca ağızlarına bir lokma bile koymuyor, hatta bir bardak su bile içmiyorlarmış.

