Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Köln – Moskova seferini yapacak olan Aeroflot uçağı, öğleden sonra saat 2’de havalanacaktı.
12.30’da havaalanına gittik. Uçuş kartını aldıktan sonra beklemeye başladık.
Bir süre sonra uçağın 3’te havalanacağı bildirildi.
Saat 3’te ise dramatik bir yüz ifadesiyle, uçağın kanadında hasar olduğu ve akşam 10’a kadar tamir edilmesinin beklendiği duyuruldu.
Yıllardan beri uçakla seyahat ederim. Hiç 8 saatlik gecikmeyle karşılaşmamıştım.
Yolculuğu düzenleyen Ece – San yetkilileri, sağolsunlar birinci mevki bilet almışlar.
Akşam 10’da tamir edilmiş olan Aeroflot uçağıyla havalandık.
Ben birinci mevkideki tek yolcuydum.
Ne var ki Aeroflot’un birinci sınıfı, bizim Türk Hava Yolları’nın en kötü uçağıyla bile kıyaslanamaz.
Uçakta Türk Hava Yolları’nın tutturduğu uluslararası düzeyi düşünüp, gururlanıyorum.
Biz Türkiye’yi hep Amerika, Fransa, İngiltere gibi ülkelerle karşılaştırıyoruz.
Gözümüzü bir parça başka ülkelere çevirince, Türkiye’nin ulaştığı nokta hayret verici.
Koskoca Rusya, bir uçak servisini beceremiyor.
Derken aklıma başka bir şey geliyor. İçinde bulunduğumuz uçak Rus yapımı.
Dünyayla boy ölçüşen bir uçak endüstrileri var.
Demek ki uçak yapmakla, iyi hizmet vermek ayrı ayrı kavramlar.
Rusya iyi uçak imal ediyor ama servisi beceremiyor.
Singapur, Tayland, Türkiye de uçak yapamıyor ama mükemmel bir hizmet sergiliyor.
***
Moskova’ya sabaha karşı saat 3’te iniyoruz.
Kara kara ne yapacağımızı düşünüyorum. Çünkü o saatte hiçbir resmi ulaşım yok.
Havaalanında bekleyen ne idüğü belirsiz otomobillere binerseniz, başınıza ne geleceği bilinmez.
Çünkü Moskova hava karardıktan sonra mafya’nın kontrolüne geçiyor.
Pasaport polisinin önünde beklerken birdenbire adımın seslenildiğini duyuyorum.
Bir de bakıyorum ki 12 yıldır görmediğim, sevgili dost Ertan Tezgör çıkıyor karşıma.
Moskova’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde 9 ay önce göreve başlamış ve o ters saatte beni almak için havaalanına gelmiş.
Birlikte Palace Hotel’e gidiyoruz. Kentin göbeğindeki bu büyük otele gelince şaşırıyorum. Çünkü yıllardır gelip giderim, Moskova’da böylesine mükemmel bir otele rastlamadım.
Odaya çıkınca daha da şaşırıyorum. Çünkü bir suit ayrılmış; Paris’teki Ritz’e taş çıkartıyor.
Fiyatına bakıyorum: 542 dolar. İnanılmaz bir fiyat.
Gürcistan’daki normal bir işçinin aylığı 75 sent.
Yani eğer bir Gürcü işçisi bir gece bu otelde kalsa, 55 yıl çalışarak bu parayı ödeyebilir.
Bir gece ve 55 yıl arasındaki korkunç uçurum, eski Sovyet ülkelerinin içinde bulunduğu inanılmaz çöküntüyü ve gelirler arasındaki uçurumu anlatmaya yetiyor.
55 yıl çalışmanın karşılığı bir gecelik otel odasını karşılıyorsa orada ne adaletten söz edilebilir ne de ekonomiden.
Eşitlik düşleriyle kurulan rejimin sonunda, dünyanın en vahşi eşitsizliği doğmuş.
Sabaha kadar bunları düşündüğüm için, tahmin edeceğiniz gibi uyuyamadım ve 542 dolarlık oda boşa gitti.
Çünkü her şey rahattı ama vicdan rahatsızlığını giderecek bir aygıt konmamıştı odaya.
