Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Dünkü Hürriyet’te bir başlık Bosna dağlarında 70 kişinin aklını kaçırdığını duyuruyor. Haberin yanındaki sütunda ise Hadi Uluengin “Batının çelişkisi ne?” diye soruyor.
Bu haber ve yorum art arda okunduğu zaman Bosna dramının, hepimizin yüzüne vuran utanç kızıllığı daha iyi anlaşılabilir.
Şöyle yazıyor Uluengin:
“Biliyorum, karşı argüman olarak “Eğer Boşnaklar Hristiyan olsaydı Batı böylesine kayıtsız kalır mıydı?” denilecek. Din unsuru bu yönde sorgulanacak. Evet kalırdı! Bin defa ve milyon defa kayıtsız kalırdı. Modern uygarlık hayatı savunmak için ölmek cesaretini göze alamadığı sürece, kendi dindaşı ve soydaşı da olsa aynı tür gafleti tekrarlardı.”
***
Geçen ay Paris‘te Unesco‘nun görkemli binasında Genel Direktör Federico Mayor ile konuşuyorduk.
Mayor dedi ki: “Bosna’ya düzenlenen hava akınları sadece göstermeliktir. Bir işe yaramaz. Çünkü tarihte hava akınlarıyla başarılan tek savaş vardır: O da Irak çölleri dümdüz olduğu için kazanıldı. Amerika’nın Vietnam’da yaptığı gibi Yugoslavya coğrafyasında da hava akınlarıyla bir yere varılamaz. Kara birliklerinin göğüs göğüse savaşması gerekiyor. Ne var ki modern Baı toplumlarında, ordular da dahil olmak üzere kimse savaşmak istemiyor. Oysa görevleri, gerektiğinde savaşmak. Bunun için para alıyorlar. İşte Batı’nın büyük çelişkisi bu.”
Daha sonra kendi ülkesi olan İspanya iç savaşından örnekler veriyor ve “Savaşta her ev bir kale olmalıdır.” diyor.
***
Federico Mayor‘un bu görüşleri, Hadi Uluengin‘in yazdıklarıyla uyum içinde.
Gerçekten de modern Batı toplumları, bireyciliğin, gününü gün etmenin, hedonizmin ve bencilliğin kıskacında, yaşamın amacını gövdesine iyi bakmakla sınırlayan kuşaklar yetiştiriyor.
Bosna’yı bırakın, kendi ülkeleri bile savunmaya değecek kadar önemli değil.
60 ve 70’lerin uluslararası dayanışma ruhu, yerini neo – nazi gösterilere bırakıyor.
Artık sokaklarda yüz binlerin gırtlağından çıkan Vietnam sloganlarına, “Non Pasaran” haykırışlarına ve “El Pueblo unido, jamas sera vencido” inancını belirten ritmlere rastlanmıyor.
Hollywood endüstrisinin bol kırmızı boyalı vahşet filmleriyle eğlenen, metrolarda yaşlıları raylara yuvarlayan, techno müziğin tek düze canhıraş makine ritmiyle sallanan, iyi beslenmiş gövde gücünü her şeyin üstünde tutan, kitap okumayan bir gençlik amaçlanmıştı.
İşte şimdi böyle kitleler yetişiyor.
Sol gençliğin dayanışmacı ruhundan korkarak, böyle bir alternatif yaratmak isteyen Dr. Frankenstein’lara, yeni yaratıkları hayırlı uğurlu olsun.
Bosna dağlarındaki 70 kişiyle birlikte Batı da aklını kaçırıyor.
