Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Japon heyetinin ziyareti dolayısıyla İstanbul aydınlarını kasıp kavuran Yecüc ve Mecüc sorunu, Seyyid İbrahim Esad Efendi’nin saraya bildirdiği görüşlerle neredeyse bilimsel bir kesinlik kazanıyor.
Çünkü, “bazı tefsirlerdeki beyanata göre Zülkarneyn denilen zat, maşrik (yani doğu) tarafına gitmiş ve orada Cabluk isminde bir taifeye tesadüf etmiş… Bu Cabluk ismi ile Cabon ismi arasındaki müşabehete bakılırsa Japonlar’ın, Yecüc ve Mecüc kavmi olması ihtimali daha kuvvetlenir.”

SED NEREDE?

Her şey tamamdı da ileri gelenleri düşündüren bir tek nokta vardı: Ayet-i Kerime’de sözü edilen ve Yecüc Mecüc’e açılan sed, hangi sed’di.
Üç olasılık üzerinde duruluyordu:
İncil’de Hazkiyal (Ezekiel olsa gerek) peygambere ait fasılda Ahari Cibriya denilen bir mahalden sözolunuyor. Bunun Sibirya’nın sonu olması muhtemeldir. Bizim Katip Çelebi de bu rivayete eğilimli.
İkinci rivayet, Ebu Said’den kaynaklanıyor. Bu zata göre seddin yeri 163 tul ve 40 derece arz dairesindedir.
Bu enlem ve boylam Çin Seddi’ne rastladığı için ulema tarafından pek kabul görmüyor. Çünkü Çin Seddi Zulkarneyn tarafından yapılmamıştır.
Üçüncü rivayet seddin Azerbaycan’ın doğusunda olduğunu bildiriyor.
Ne var ki üç rivayet de inandırıcı gelmiyor.

ÇÖZÜM: SED DENİZDİR

Bu konudaki araştırmalarını derinleştiren Osmanlı alimleriyle münevverleri sonunda bir karara varıyorlar: “Kur’an-ı Kerim’deki her kelimenin bir hakiki bir de mecazi manası vardır” diyorlar. “Burada sed’den murad mania’dır. Bu mania da Japonya’nın etrafını çevirmiş bulunan deniz’dir.”
Böylece İstanbul’u ziyaret eden Japonların Yecüc ve Yecüc kavmi olduğu açık bir biçimde ortaya çıkıyor.
Çünkü: “zikredildiği gibi boyları kısa, vücutları ufak, renkleri sarıdır. Beni Asfar denilen sarı renkli bir kavmin, ahır zamanda Maşrikten Mağrıba kadar hakimiyet kazanacaklarına dair de, eski kitaplarda kuvvetli rivayetler vardır.”

***

Osmanlı münevverleri böyle önemli meselelerle uğraşırken, Japonlar ne yapıyordu dersiniz?
Bay Nakamura adlı Japon tüccarı İstanbul’daki ilk Japon mağazaşını açıyordu.
İstiklal Caddesi’nde açılan bu ilk dükkan İstanbul halkının çok ilgisini çekmişti. Japon malları kapış kapış gidiyordu.
Kısa zamanda mağaza büyüdü ve yenileri açıldı.
Japon tüccarlar İstanbul’da şemsiyeden, parfüme kadar birçok pazarı ele geçirdiler.
Yamada ve Nakamura bir yandan Japon mallarını pazarlarken bir yandan da afyon, tütün, incir, üzüm gibi Türk mallarını Japonya’da tanıtmaya giriştiler.

***

Bu hikayenin sonu biliniyor:
Zaman içinde Yecüc Mecüc denilen Japonlar nerelere geldi, biz nerede kaldık?
Merak ediyorum; Bu başarıda (!) Osmanlı münevverlerinin payı ne kadardır ve Cumhuriyet aydınlarıyla ne kadar benzerlik gösterirler?