Avrupa kültürü konusunda bir konuşma hazırlıyorum; muhatabım yabancılar olacağı için konunun Türkiye ayrıntılarına giremiyorum ama elbette düşünüyorum bunları. Biz Avrupalı mıyız? Bir bakıma evet. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun aklı ve kalbi Anadolu’da değil, Rumeli’deydi. Devleti ve toplumu değiştiren bütün önemli hareketler oradan geldi. Anadolu’yu gezdiğiniz zaman pek az Osmanlı eserine rastlarsınız. Selçuklu eserleri daha çoktur. Ama Balkanlar’a gittiğinizde adım başı Osmanlı eseri çıkar önünüze. İmparatorluk her alanda Rumeli’ye yapmıştır yatırımını. Abdülhamid in sürgündeyken İttihatçıları eleştirdiği ve “Selanik’i vererek kurtulacaklarını sanıyorlar. Oysa Selanik giderse imparatorluk biter” dediği rivayet olunur. Rumeli, Osmanlı için kutsal ve bereketli bir vatan toprağı olarak en önemli açılımlara, devrimlere önderlik etti. Eğer durum buysa, Giscard Destaing’in ve geçenlerde Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’ta önemli bir makalesi yayınlanan Profesör Winkler’in “Asyalı Türkiye” tezleri havada kalıyor. Türkiye’nin tarihsel kökleri Avrupa’dan kopuk değil. Buna karşılık bugünkü durum, önemli çelişkiler içeriyor. Bence modern Avrupa bilinci iki önemli ayağa dayanır: Birincisi yüzyıllarca süren mücadeleler sonunda halkın kiliseye karşı elde ettiği özgürlük, yani laiklik; ikincisi ise 2. Dünya Savaşı yıkımından sonra geliştirdiği anti faşist bilinç. Bugün aşırı uçlara mensup olmayan sağcı ya da solcu, zengin ya da yoksul her Avrupalı din ve milliyetçilik istismarının, ülkeleri nasıl felâkete sürüklediğini bilinçli olarak kavrar, bunu yaşamına sindirir. Le Pen gibi hareketler ya da Neo Nazi sapmaları dışında hiçbir aklı başında parti kalkıp da Tanrı, İsa, kilise ya da milliyetçilik, ırkçılık üzerine kurmaz politikalarını. Bugün Almanya’da içinde “faterland” (babavatan) sözcüğü geçen politik konuşma yapmak bile zordur. İşte biz bu noktada Avrupalı değiliz. İkinci savaşı ve yıkımı yaşamadığımız için milliyetçilik isterilerinin ne derece tehlikeli olabileceğini bilmiyoruz. Laiklik konusunda ise kafamız karıştırılıyor. Avrupa’nın en kutsal kavramlarından birisi olan laiklik ilkesini savunanlar, “laikçiler” diye küçümseniyor, laiklerle laiklik karşıtlarından “iki taraf diye söz ediliyor ve uzlaşma isteniyor. Halkımız din istismarına son derece açık. Bu sözüme mim koyun. Göreceksiniz ki er ya da geç, Avrupa ile bu konuda karşı karşıya geleceğiz ve aynı değerleri taşımadığımız anlaşılacak. Yani sorun Osmanlı geçmişimiz değil, bugünümüz.
