Türkiye, futbolla ilgilenenler için bir cennet, ilgilenmeyenler ise fena halde sıkılıyor. Bunu kendimden biliyorum. Çünkü hafta sonları maç yayınlandığı yetmiyormuş gibi bir de haftanın en az üç dört akşamı televizyon ekranlarında saatlerce o maçlar üzerine tartışılıyor. Kültür bölümlerini sürgüne gönderen gazetelerdeki spor sayfalan durmadan artıyor. Telefonlar kulüp marşlarına ayarlanmış; bayraklar asılıyor, sokaklara çıkılıyor; inanılmaz bir coşku. Futbol tutkusu bu kadarla kalsa iyi. Bu uğurda şiddete de başvuruluyor; adam öldürülüyor, adam yaralanıyor, rakip takım taraftarları demir sopalarla dövülüyor, döner bıçaklarıyla doğranıyor. Şimdi de kulüp yöneticilerinin mafya bağlantıları ortaya çıkıyor. Kısacası sporun temel amacı olan “citius, altius, fortius,” (daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü) ilkeleri rafa kaldırılmış durumda. Bunun yerini daha karışık, daha kirli, daha belalı ilişkiler alıyor. Üstelik futboldaki kargaşayı tartışmak zor mu zor. Çünkü bu alandaki insanlar, spor adamlarından beklenenin tersine, Türkiye’nin en öfkeli kesimini oluşturuyor. Nereden biliyorsun diyeceksiniz. Aralarındaki tartışmalara, kırıcı sözlere, öldürücü nefretlere tanık oluyorum da ondan. Sporla hiç ilgim olmamasına, takım tutmamama rağmen böyle bir şey bir iki yıl önce benim de başıma geldi. Okurlarım bilir; zaman zaman Türkiye’deki yabancı ezgi merakından, bu ezgileri alıp kendimize mal etme huyumuzdan söz açar, bilgiler veririm.Mesela “Dağ Başını Duman Almış” marşı bir İsveç halk türküsüdür, “Bir Başkadır Benim Memleketim bir Yahudi ezgisidir. Bunları anlatırken Fenerbahçe marşının da Franco İspanyası’nın ünlü marşı “Viva İspanya” melodisi olduğunu yazdım. Vay sen misin bunu diyen. Milli ve hamasi marşların bile yabancı kökenli olduğuna aldırmayan bir futbol yazarı bana bir saldırdı, inanamazsınız: “Zaten Fenerbahçe düşmanı olduğum biliniyor”muş, falan filan. Oysa çocukluğumda kendimi en yakın hissettiğim ve modaya uyarak tuttuğum takım Fenerbahçe’ydi. Ama o yazıyı görünce futbol alanındaki fanatizmin ve şiddetin boyutlarını bir kez daha kavradım. Yazdığım bir futbol değil, müzik yazısıydı ama “centilmen spor adamları” buna tahammül edemiyorlardı. Bu kadar nefret üreten ve neredeyse iç savaşa dönüşen futbol üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor demek ki.
