Barcelona’da, Avrupa Birliği tartışmaları içindeyken aklıma sık sık Osmanlılar ve İbrahim Paşa’nın heykelleri geliyor; Budin’den getirip meydanın ortasına diktirdiği üç heykel! Yunan mitolojisinin en büyük tanrılarından Apollo’nun heykeli. Yanında Av Tanrıçası Diana’nın heykeli. Onun yanında da güç sembolü Herkül’ün heykeli. Bugün inanması bile güç geliyor ama bu üç Yunan tanrısının heykelleri Osmanlı İmparatorluğu payitahtının en önemli meydanına dikilmişti. Hem de Kanuni Sultan Süleyman zamanında. Gebe kadınlar akın akın geliyor ve Tanrıça Diana heykelinin önünde diz çökerek ondan yardım istiyorlar, dua ediyorlardı. Sadece bu heykeller bile Osmanlıların İslam anlayışı hakkında bir fikir vermeye yeterli. Demek ki Sultan Süleyman, kendisinden yüzlerce yıl sonra gelecek ve Buda heykellerini yıkacak Tâlibân gibi arılamıyordu İslam’ı. Ayrıca hiçbir Osmanlı hükümdarı hac ziyareti yapmamıştı. Yani İslam’ın beş şartından birini yerine getirmemişti. Osmanlı hanedanına hilafeti kazandıran Yavuz Sultan Selim bile Hicaz’a gittiği halde hac vazifesini yerine getirmemişti. Genç Osman’ı hakaretler arasında Yedikule zindanına götüren yeniçeriler, onun suçları arasında hacca gitme isteğini de sayıyorlardı. “Padişahlara hacca gitmek adet olmamıştır!” diye bağırıyorlardı. Bütün bunları, bugünün kafasıyla anlamak zor geliyor. Yarın Apollo, Diana ve Herkül heykellerini getirip Sultanahmet’e dikmeye kalksanız kıyamet kopar. Hele gebe kadınlar Av Tanrıçası Diana’nın çıplak heykeline dua ederse yer yerinden oynar. Dolayısıyla bizim Osmanlılar hakkında verdiğimiz hükümler ve onları bugünkü kafaya göre bağnaz bir Türk-Müslüman imparatorluğu saymak hiç doğru değil. Osmanlı döneminde Bodrum hakkında yazılmış bir kitap, ilçenin nüfus yapısını anlatırken diyor ki “Bodrum’da şu kadar Müslüman, şu kadar Rum, şu kadar Yahudi, şu kadar Ermeni ve şu kadar da yabancı bulunur.” Yani Müslüman, Rum, Yahudi ve Ermeniler yerli; bunun dışında kalanlar yabancı. Şimdi Türkiye’yi Türkler ve diğerleri diye düşünmeye çalışan kafalara ders verir gibi. Dönelim yine heykellere: Halk arasında adı Rum dönmesi olan İbrahim Paşa’nın eski dinini yaymak için bu heykelleri diktirdiğine inananlar dedikodu yapmaya başladılar. Şair Figani bu duyguları şiire döktü. İbrahim Paşa’yı halkı putperest yapmakla suçladı ve paşanın gazabından kurtulamayarak, hakaretlerle işkencelerle öldürüldü. Paşa’nın kendisi de bir süre sonra sarayda aynı akıbete uğrayacaktı. Sultanahmet meydanında gezenler bir zamanlar oraya dikilmiş olan heykellerden habersiz ama sanki Venedik’teki ünlü Gritti Palas otelinde kalanlar, ya da bu otelde çekilmiş Amerikan filmlerini televizyonda izleyenler Gritti’lerin kim olduğunun farkında mı? Tabii ki değil. Gayri meşru bir çocuk olan Lui Gritti’nin padişahın yanından hiç ayrılmadığı ve ona sürekli gitar çaldığı kimi ilgilendirir ki bugün? Hem de İbrahim Paşa’nın kemanı eşliğinde. Bu kadar zengin ve çeşitli bir kültür yapısından gelip de kendimizi dar bir taşralılığa ve bağnazlığa mahkûm etmemiz anlaşılır şey değil.
