Birçok insanda, kendi ömür dilimine rastlayan olayları düşünmek eğilimi ağır basar. Bu yüzden sadece önümüzde akan suya bakar ve nehrin nereden gelip nereye gittiğine fazla dikkat etmeyiz. Bazı önemli dönemeç noktaları gözümüzden kaçar. Bugünlerde yine böyle önemli noktalardan birindeyiz. Avrupa Birliği ideali tehlikeye girmiş gibi görünüyor. Hem de bazı kişilerin devlet yönetme becerisine sahip olmayışı yüzünden. Kişiler önemlidir. Hatırlayın: Enver Paşa’nın Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın yanında harbe sokma gayreti yüzünden koskoca imparatorluk battı. Hem de ne acılarla. Dört milyona yakın insan bu uğurda öldü. Yani kişisel bir hatanın bedelini çok ama çok ağır ödedik. Bir başka kişisel hatayı da Ecevit yaptı. Avrupa Ortak Pazarı’na tepki duyduğu için, Yunanistan’la birlikte üye olma olanağını elinin tersiyle itti. Ve Türkiye’yi bugünlere getiren hatalar zincirinin önemli bir halkasını oluşturdu. Şimdi de Erdoğan, yine kişisel bir hata yaparak Avrupa Birliği idealini yerle bir ediyor. Olumlu çıkması beklenen komisyon raporunu tehlikeye atıyor. Kendisine kapalı kapılar ardında yöneltilen ‘Türbanı yasaklıyor, zinayı serbest bırakıyorsunuz!” eleştirilerine cevap verebilmek için sertleşiyor. Geçmişine ihanet etmediğini kanıtlamak için Avrupa Birliği’ni araç olarak kullanıyor. Ama bedeli yine Türkiye ödeyecek. Bu ülke ne yazık ki kişisel hataları engelleyecek mekanizmalar oluşturamamış. Yaşadığımız onca acı tecrübe işe yaramamış demek ki. Yoksa Avrupa Türkiye’ye müzakere tarihi vermek için yeşil ışık yakarken, zina tartışması yüzünden bir çuval incirin berbat edilmesine göz yumar mıydı? Şimdi herkes Başbakan’ın bu yanlışı telafi etmesini ve Avrupa’yla ilişkileri düzeltmesini bekliyor. Olabilir ama testi bir kere kırıldı. Yapıştırılsa bile izi kalır. Ellerindeki raporlan bir kenara itip Türk hükümetine karşı -bence çok safça- olumlu duygular içine giren Avrupalılar bu güvenlerini yitirdiler. Ve Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan kesimler, ellerine geçen fırsatı alabildiğine kullanıyorlar. Kısacası yine kişisel bir hata yüzünden bedel ödüyoruz. Her seçimden önce “Halk hiçbir partiyi ödüllendirip cezalandırmaz. Sadece kendisine ödül ya da ceza verir” dememiz bu yüzdendi işte.
