Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Sevgili dostlarım, kurultay öncesi ve sonrasında gönderdiğiniz mektuplar ve fakslar, her zaman olduğu gibi yüreğimi ısıttı, güven duymamı sağladı ve yolumu aydınlattı.
Güzel sözlerinize, yüreklendiren satırlarınıza ve benim için duyduğunuz kaygıları belirten cümlelerinize teşekkür ederim.
Ankara’da, İstanbul’da ve son Almanya gezisinde yollarda, havaalanlarında karşılaştığım sevgi gösterileriniz, beni bir dost, bir kardeş olarak bildiğinizin en güzel kanıtı.
Sağolun!

***

Mektuplarınızdaki bazı cümleler, ne yapmak istediğimi çok iyi anladığınızı gösteriyor.
Aslında, “Biliyoruz; yüreğin durmuyor ama n’olur bu pisliğe bulaşma, seni incitmelerinden korkuyoruz.” diyenlerle, “Geri dönme. Biz seninle güzel günlere gideceğimize inanıyoruz. Yüz bin kişiyle kurultaya gelelim.” diyenler aynı noktadan yola çıkıyorlar.
Bir kısmı beni daha çok sakınmak istiyor, o kadar.
İncineceğimi, kırılacağımı düşünen dostlarımın duygularını ve gösterdikleri duyarlığı çok iyi anlıyorum.
Ama rahat olmalarını istiyorum, çünkü ben çok iyiyim. Geçen defa olduğu gibi beni hastaneye düşürmeyi başaramadılar.
Çünkü 94 seçimlerindeki inanılmaz düşük seviyeli saldırılar beni çok şaşırtmıştı. Hazırlıksızdım. Özellikle sevdiğim dostlarımdan böyle hançerler beklemiyordum.
Şimdi mekanizmayı biliyorum. Halkla sevgi ilişkisi olan ve gerçek iktidar odaklarına ters düşen bir kişiyi politikada istemiyorlar.
Ama yalan kampanyaları düzenledikçe, yitiren kendileri oluyor.
Çıkıp insanlarımıza soralım: 94 seçimlerinden beri basın mı itibar yitirdi, biz mi?
Muhafazakar sayılabilecek aile ilişkilerimizi ve dünyanın en temiz insanlarından birisi olan kızımın sona eren evliliğini bile diline dolama terbiyesizliğini gösterenleri, başyazılarını yalan – dolanla süsleyerek kişisel saldırılar düzenleyenleri halk bağışlamıyor.

İLGİNÇ BİR SORU?

Sakarya caddesinde çevremize biriken dostlarla ayaküstü sohbetimizi Show TV görüntüledi. Taşkın Bey’in elindeki bantlarda, bir genç ilginç bir soru yöneltiyor: “Zülfü Abi, basının en çok sizi tutması beklenirken tam tersi oluyor ve kendi gazeteniz bile size vuruyor. Bunu anlayamıyoruz?” diyor.
Çevredekiler de heyecanla onaylıyorlar.
Belli ki halkın gözünden hiçbir şey kaçmıyor.
Gazeteye gönderdiğiniz birçok mektup bu soruyu yöneltmiş.
Bu yüzden birkaç satırla değinmek zorundayım.

***

Hepiniz farkındasınız: Yirmi beş yıldır kamuoyunun gözü önünde olan Livaneli, belediye başkanlığına aday gösterilince, basının bir bölümünde amansız suçlamalarınn ve iftiraların hedefi haline geldi.
Bazı televizyon kanalları, bizi seçtirmemek için canlarını dişlerine taktılar.
Gerçeğin ortaya çıkmaması için özellikle son haftaya yoğunlaştırılan planlı saldırılar beni bayrak yakan, vatan haini, tahsilsiz, cahil bir çıkarcı gibi gösterdi ve böylece oylarımızı üç – dört puan düşürerek Refah Partisi’ne seçim kazandırdılar.
Sonra, aklını bana takmış birkaç saplantılı dışında saldırılar durdu. İspanya’daki konserlerden, büyükelçi dü- zeyindeki Unesco danışmanlığına kadar birçok konu övüldü, göklere çıkarıldı.
Taa ki “CHP Genel Başkanlığı için gelen önerileri değerlendiririm.” diyene kadar.
Hemen kollar sıvandı ve akıl almaz iftiralar ve yalanlarla dolu yazılar sökün etti.
(Aslında Mümtaz Soysal’la benim yaptığım arasında hiçbir fark yoktu. İkimiz de konuyu bir süre düşünüp, hayır demiştik. İstanbul’da partinin oylarını üç misline çıkaran birisi olarak en azından düşünmeye hakkımız vardı herhalde. Ama nedense Mümtaz Bey’e gösterilen hoşgörü bana gösterilmedi.)
Demek ki basındaki bazı kişiler, Unesco gibi uluslararası görevlerde bulunmama ve sanat yaşamıma karşı değildi. Sadece politikaya girmemi istemiyorlardı.
Sonuç olarak Unesco Genel Direktörü Federico Mayor gibi kişilikler, uluslararası planda hizmet vermemizi istiyordu ama aynı hizmeti ülkemize sunmaya kalktığımız zaman tepkiyle karşılaşıyorduk.

Bu durum, kişisel sürtüşmeleri aşan bir sistem sorununu çağrıştırıyor.