Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Sevgili dostlarım, eğer hepinize tek tek yazma ve cevap verme olanağını bulsaydım, bu yazıları gazetede yayınlamama gerek kalmayacaktı.
Ne var ki şimdi buna zorunluyum.
Medyada benim politikaya girişime karşı olan ve bunu belirten kişilerin tümü “düşman” ya da “kötü niyetli” değil.
Hemen hepsi en az yirmi yıllık arkadaşım ya da tanıdığım.
Benimle kişisel olarak bir alıp veremedikleri de yok.
Sadece Türkiye’deki devlet rantının, yandaşlar arasında paylaştırılması anlamına gelen politikanın, belirli bir tip tarafından yürütülmesine alışmışlar.
Bu kişiler genellikle kendilerine benzemiyor, ayrı değerler sistemine sahip bulunuyor ve karar mekanizmalarını ele geçirmeleri aydınları rahatsız etmiyor.
***
Aydınların politikada ve diğer alanlarda sivrilen “star”lara, tahammül etmelerinin sırrı, onların kendilerine benzememeleridir.
Sahnede olan, alkışlanan ya da devlet gücünü eline geçiren kişiler genellikle aydınların dudak büktüğü, derinden derine küçümsediği kişilerdir.
Kendi kültür düzeylerine göre alt sıralarda bulunan kişilerin futbol ya da müzik starı olması, bakanlık, başbakanlık yapması aydınları rahatsız etmez.
Ne var ki kendi aralarından birisinin, kendilerine benzeyenin, böyle bir gücü ele geçirmesine (onu sevseler bile) iyi gözle bakmazlar.
***
Buradaki yanlışlık, siyasete sadece kişisel kazanımlar açısından bakmaktır.
Siyaset belki bir mevki sağlar insana ama ondan daha fazlasını da alır götürür.
Hele, siyaset dışında kitleyle buluşabilme ve varolabilme olanağı bulanlar için, siyaset bir yüktür.
Ancak herkes bir şey “olmaya” çalışmaz ki, bazıları da ömür boyu bir şey “yapmaya” uğraşır.
***
Benim için aklın yolu, Unesco‘daki yeni görevin gerektirdiği gibi yılın bir bölümünü Paris‘te ve dış gezilerde geçirmek, Türkiye’ye hafif uzaktan bakarak düşünce ve sanat esintilerinin ikliminde mutlu olmaktır.
Ne var ki her şey akla göre belirlenemiyor.
Bu yüzden hiçbir grubun, hatta hiçbir partinin adamı olmadan, Türkiye’de tanıma olanağı bulduğum ve her görüşte beni heyecanlandıran milyonlarca sağlıklı insanın politikada ağırlığının hissedilmesi için çırpınıyorum.
Parti, delege, kurultay, parlamento, denge vs.
Sanki bunlar politikanın tümünü kapsıyormuş gibi, halkı hesaba katmadan oynan oyunlara politika adı takılmış.
Oysa politikanın sahibi halktır, kitlelerdir.
Yakınlarım bana “Aslında senin yapmak istediğin politika değil, bir halk hareketi!” diyorlar.
Belki de haklılar.
***
Doğan Hızlan dostuma katılıyorum. Sanatın ve politikanın disiplinleri ayrı ve ben bunlardan en zoruna, sanatçı disiplinine mensubum.
Bu yüzden politika yapmak zorunda kalmamayı çok isterdim.
***
Sevgili dostlar, aydınların politik deneylerinin olumlu yanlarından biri de hiçbir konuda bir araya gelemeyecek kişileri, aynı düşüncede buluşturuyor olmak.
Sevinerek gördüm ki Mehmet Barlas ile Emin Çölaşan ilk kez aynı görüşü paylaşıyor ve bana karşı çıkıyorlar.
Ayrıca en sağcı yazarlarla, en solcu yazarları birleştirmiş olmayı da başardık.
Doğrusu az şey değil.
Ne var ki bu konsensüsün hiçbir siyasi, iktidisadi dayanağı yok.
Sadece “bize benzeyenlerin politikaya girmesine direnmek” olarak adlandırılabilir.
***
Bu konunun daha çok irdelenmesi gerekiyor ama bu köşeyi iki gün işgal etmesi yeter de artar bile.
Mektuplarınıza, güzel sözlerinize, inancınıza teşekkür ederim.
Sizinle birlikte oldukça sırtımız yere gelmeyecek.
