Belarusya!
Beyaz Rusya da deniyor. Ama ken-dileri Belarusya adının daha doğru ol-duğunu düşünüyorlar. Gerçi Bela,
beyaz anlamına geliyor ama bir anla-mı da "Bağımsız".

"Bela" ekinin Baltık kökenli bir ke-lime olduğunu belirterek, Belarusya
adında ısrarlılar.
Bence de doğrusu bu.

"Bela" ekinin Türkçedeki anlamını
bilmiyorlar ama bugünkü durumları-na tam uyuyor.

Rusya büyük bir belanın içinde.
Öyle bir bela ki kurtuluşun nerede
olduğunu hiç kimse bilemiyor.

XXX

Minsk kenti, geniş bulvarları, özen-li yapılanyla eski bir Rus kontesi gibi
ince ve zarif.

Dışarıdan baktığınızda çok güzel bir
kuzey kentine geldiğinizi düşünüyor-sunuz. İnsanlar güzel, bakımlı İskandi-navları andırıyorlar. Şehir çok iyi
planlanmış; düzenli, geniş caddeler,
güzel binalar ve büyük parklar.

Gelin görün ki, bu güzel kent nefes
alamıyor: Dükkanlar bomboş. En sı
radan yiyecek maddeleri için kuyruk-lar oluşuyor. Şehir insanları ve gençler
için toplu halde gidilecek hiçbir yer
yok.

Sadece inturist otellerinin lokantala-rına gidebiliyorlar. Bunun için de gün-
ler öncesinden başvurup izin almalan
gerekiyor. Otel barları akşam 11'de
kapanıyor. Bu saatten sonra Minsk
şehrini mafya teslim alıyor. Sokağa
çıkmak çok tehlikeli. Soyulabilir, yara-lanabilir, öldürülebilirsiniz,

Her şey kaneye bağlanmış durum-da. Cebinizdeki rubleyle alışveriş et-meniz mümkün değil.

Bir sürü genç kız, sokaklarda, otel-lerde müşteri arıyor. İpleri mafyanın
elinde.

Savaş sonrası Almanya'da olduğu
gibi aile kızları bunlar.

150 ruble, yani 1.5 dolar karşılığı
keklerle beraber oluyorlar.

Bizim işçiler, Rusya'da kendilerini
Türkiye'ye gelen Amerikalı 6. filo er-leri gibi görüyorlar.

Çünkü maaşlarının yaklaşık 10'da
biri olan 50 doları Rusya'da alıyorlar.
Paranın geri kalan kısmı Türkiye'de
ödeniyor.

50 dolar (250 bin TL) öyle büyük
bir para ki kendilerini zengin hisset-mekte haklılar.

50 doların resmi kurdaki karşılığı
yaklaşık 5000 ruble. Bir üniversite
profesörünün aylık maaşı ise 450 rub-le.

Kısacası Türk işçisi, maaşının 10'da
birini aldığı zaman, bir profesörün ay-lık maaşını kazanmış oluyor.

Böylece büyük avantajlar sağlamış
durumdalar.

XXX

Belarusya 2. savaştan önce 11 mil-yon nüfusa sahipmiş.

3,5 milyon insanı Almanlar öldür-müş, 4 milyonu da Stalin. Nüfus 3'te
1'ine inmiş. Sonra yine çoğala çoğala
eski nüfuslarını yakalamışlar.

Bugün de ne komünist, ne kapitalist
olan bir kargaşa içinde garip bir deve
kuşu olarak hayata direnmeye çalışı-yorlar.

Özgürüz diyorlar ama bu açlığın öz-gürlüğü.

Bu sistem nereye kadar gidebilir?

İster istemez "acaba bu geçiş çok
mu hızlı oldu?" diye düşünüyorsu-nuz. "Acaba insanların karnını
doyurarak daha ağır bir yenilen-meyi benimseyen Çin haklı mı?"

Kısacası Rusya'da herşey olabilir:
Bir komünist devrimi bile...