Uzun zamandır siyasi literatürümüze girmiş bulunan konsensus kavramı, bugünlerde en parlak. Sorunları demokrasi ve şeffaflık içinde çözmek, temel konularda bir mutabakat sağlamak ve konsensusa varmak, hükümetin vazgeçilmez ilkelerinden biri.
Demirel bir yandan da, devletin bilgilerini ele geçirdikçe hayrete düştüklerini, devletin içinin oyulmuş olduğunu belirterek, büyük reformlara hazırlanıyor.
Türkiye'nin en temel sorunları olarak KİT'lerle KÜRT'ler görülüyor.
Demirel bu iki alanda da cesur atılımlara hazırlanmakta.
Ekonominin işleyişinde ve Vergi Kanunu'nda yapacağı değişiklikler birer devrim niteliğinde.
Yargı derseniz, büyük bir adli reformun eşiğinde.
Eğitim, sağlık, dış politika, güvenlik gibi temel konular da reform kapsamında.
Burada akla bir soru takılıyor: Konsensus ortamında reformlar nasıl yapılacak?
Adı üzerinde, re-form! Yani yeniden biçimleme.
Bu yeni oluşumlar sırasında toplumun bazı kesimlerinin canı yanacak, hoşnutsuz gruplar oluşacak ve ortaya bir muhalefet çıkacak.
Ayrıca bu kadar önemli alt üst oluşların yaratacağı sarsıntıda bir sürü açıkgöz boşluklardan yararlanmak ve haksız kazançlar elde etmek isteyecek.
Eğer hükümetin bütün reform planı tartışmaya açılır ve toplumda uzun uzadıya görüşülerek eğilimler belli edilirse Borsa'yı, banka mevduatlarını, faizleri ve sermaye hareketlerini nasıl dengeleyebilirsiniz?.
Tarihte, konsensusla başarılmış reformlar yoktur.
Yakın tarihimizden de gayet iyi bildiğimiz gibi, reformlar bir avuç insanın aldığı gözüpek gözüpek kararlar k ve bunların ani uygulamalarıyla hatta bir çeşit şokla gerçekleştirilir.
Toplumda konsensus sağlamak çok önemli ve saygıdeğer bir niyet.
Reform da öyle..
Ne yazık ki bu iki kavram bağdaşmıyor.
Uzun zamandır yazıp çizdiğimiz bir konu, en en yetkili yetkili ağızdan dile getirildi.
Başbakan Demirel, Asya'daki Türki cumhuriyetlerle kuracağımız ilişkinin siyasi değil, kültürel olacağını belirtti.
Bu konuda yayınladığım yazıların hepsinde önemle belirtmeye çalıştığım nüans buydu işte.
Televizyon kanalları, kitap yayınları, tiyatro, sinema gösterileri, gazeteler ve konserlerle sağlanacak Türkçe kültür ortamı.
Tıpkı Almanca ya da Fransızca, İngilizce, İspanyolca konuşan ülkeler arasındaki bağ gibi bir kültür alışverişi.
Süleyman Demirel'in bunu siyasi yetki olarak dile getirmesini çok doğru bulduğumu belirteyim.
Bu tavır hem Türkçe kültürün dünyadaki önemini artıracak hem de bizi siyasi maceralardan koruyacaktır.
Rusya Federasyonu ile bir tatsızlık yaratması olaslığı da yoktur.
