Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Amsterdam’daki Tarih Müzesi’nin salonundayız.
Hollandalılar ve Türkiyeliler tıklım tıklım doldurmuş salonu.
Kürsüde esmer, gözlüklü bir Türk, gelişmiş bir Hollandacayla konuşma yapıyor.
“Küçükken babam elimden tutup Amsterdam’ı gezdirirdi.” diye anlatıyor. “Büyük otelleri, görkemli binaları gösterir ve bak oğlum bu binalarda benim de emeğim geçti, bunları biz yaptık ama bittikten sonra içlerine giremedik derdi. Bu sözler benim içime dert oldu. Artık biz Anadolu kökenli Amsterdamlılar, bu yaşamdan, bu binalardan hak istiyoruz. Biz bu kentin yerlisiyiz ve sadece çöpçüsü, işçisi olmak niyetinde değiliz.”
Bu sözler büyük alkış alıyor.
Davetli gittiğimiz törende açılış konuşması büyük ilgi gören Murat Karayalçın‘la yan yana oturuyoruz. Hollanda Büyükelçimiz Baki İlgin ve diğer görevlilerin yanı sıra Hollanda Parlamentosu’ndan ve Belediye Meclisi’nden birçok kişi töreni izliyor.
Konuşan kişi Kulsan Vakfı‘nın başkanı Adnan Dalkıran.
Aynı zamanda Amsterdam Belediye Meclisi üyesi olan Dalkıran, Avrupa’da yerleşmiş olan Türkiyelilerin artık göçmen değil, birinci sınıf yurttaş statüsüne kavuşması yolunda çok ilginç bir mesaj veriyor.
İstanbul‘a göç eden kitlelerin kendilerini hala Sivaslı, Yozgatlı, Kastamonulu, Adanalı saydığı ve bu kentte doğan kuşakların bile İstanbullu olarak tanımlanmadığı göz önüne alnırsa, Adnan Dalkıran’ın geliştirdiği, “Türkiye kökenli Avrupalılar” kavramı çok önemli.

***

Tarih Müzesi’nde “Amsterdam’daki Anadolu” sergisinin açılış töreni bu.
Hollandalı fotoğraf sanatçısı Leo Divendal, Ankara yakınlarındaki Kesikköprü köyünün günlük yaşamından kotardığı fotoğrafları sergiliyor.
Sergiyi Kulsan Vakfı düzenlemiş.
Bu vakfı yakından tanıyınca hayret etmemek elde değil.
Adnan Dalkıran ve Hollandalı sosyolog, çevirmen Veronica Divendal omuz omuza vermişler ve Hollanda’da Türkiye kültürünü tanıtmak için hiçbir bakanlığın ya da festivalin başaramayacağı programlar düzenlemişler.
Özenli basılmış afiş ve programlarda Anadolu kültürünün Mevlevi sema töreninden Alevi cemine, Sefarad şarkılarından Osmanlı müziğine, Karadeniz’in kıvrak türkülerinden Çigan ustası rahmetli Deli Selim‘e kadar temsil edildiğini ve en üst düzeyde Hollanda seyircisine sunulduğunu görüyorsunuz.
İki insanın özverili ve inançlı çalışması, neredeyse dağları devirmek kadar zor bir işi başarıyor.

E-MAIL

Toplantıya katılan Türkiyeli dostlarımızla, özellikle de gençlerle kucaklaştık, birlikte resimler çektirdik, imzalar attık. İşte bu da bizim çileli yaşamımızın ödülü.
Halkın bir sanatçıyı, “star” olarak değil de bir akraba, bir yakın, bir abi, bir dost gibi görmesinin verdiği mutluluk hiçbir şeyle ölçülemez.
Bu, “şöhret” olma ucuzluğunun çok ötesinde bir kaynaşma.
Amsterdam’daki bütün dostlarıma, bu sıcak karşılama için teşekkür ederim.

***

Toplantıda, görünüşlerinden ve şivelerinden Doğulu oldukları anlaşılan üç gençle sohbet ettik.
“Size yazmak istiyoruz!” dediler.
“Tamam” dedim ve adresi vermeye yeltendim.
Çocuklar ne dese beğenirsiniz:
“Ağabey, e-mail adresini versene.”
Hem de koyu bir şiveyle ve kelimeleri gırtlaktan çıkararak söylediler bunu.
Demek ki internet ağını kullanıyorlar, elektronik posta anlamına gelen e-maille haberleşiyorlar ve bilgi çağı toplumunun önünde yürüyorlar.
Türkiye’de modernliği kılık kıyafete, şiveye ve protokol kurallarına bağlayan zihniyet kendini tepeden tırnağa gözden geçirmezse hali harap.
Benden söylemesi!