Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Osman Ulagay, Boğaziçi Köprüsü gibi bir kitap yayınladı.
Kitabın adı, “Aklınla Uçur Beni” ve aynen köprü gibi Doğu’yla Batı’yı birbirine bağlamayı amaçlıyor.
Aslına bakarsanız Doğu ve Batı diyerek, eski terminolojiyi tekrarlamak da yeterli olmuyor.
Çünkü coğrafyaya bağlı uygarlık anlatımı artık önemini yitirdi.
Kim kime göre daha batıda ve daha doğuda.
Bilgi çağına geçen Asya – Pasifik ülkelerine göre daha batıda olmasını ölçü alarak Türkiye‘yi Batılı mı sayacağız? Osman Ulagay kitabına “Sırası mı bu kitabın?“ diyerek başlamış ve “Yazarın özentisi” diyerek alçakgönüllü bir biçimde son vermiş.
Ulagay korkularımızı, bilinçaltımızda yer etmiş tortuları ve bunların yeni bir uygarlık yaratmak için gerekli olan değişim sürecine nasıl engel olduğunu anlatıp, Türkiye’nin yeni ve değişime açık kadrolarının bu işi nasıl başaracağını tartışıyor.
Ulagay‘ın kitabını okurken, bu ülkede iyimserlerle kötümserlerin yer değiştirdiğini anladım.
Türkiye’nin gidişatına en ağır eleştirileri yöneltenler aslında iyimserler. Çünkü hala bu ülkeye güveniyor ve aksaklıkların düzelebileceğine inandıkları için eleştiriyorlar.
Böyle eleştirilerden korkanlar ise kötümser. “Bu memleket adam olmaz!” diye düşünüyor ve etliye sütlüye karışmadan düzenlerini yürütmek istiyorlar.
Bu durumun en iyi kanıtını Ulagay‘ın kötümser – iyimser kitabında görüyorsnuz.
İKİ TELEVİZYON ARASINDAKİ FARK
Cumartesi günü Yunanistan’ın iki önemli televizyon kanalı, gazeteye, benimle söyleşi yapmaya geldi.
Aslında bir rastlantıydı bu. Birbirlerinden haberleri yoktu.
Özel bir kanal olan MEGA, saat üçte geldi. Bir gazeteci, yanına aldığı iki Türk kameraman ve sesçiyle gelmişti. Kısa sürede işlerini bitirip gittiler.
Akşamüstü beşte ise devlet kanalı olan ve bizdeki TRT 1’e denk düşen ERT 1 programcıları geldi. Yirmi kişiden fazlaydılar.
Yapımcı, yönetmen, konuşmacı, gazeteci, çevirmen, script girl dediğimiz ve ancak filmlerde kullanılan bir devamlılık elemanı ve ne olduğunu anlamadığım bir sürü kişi daha.
Odada yer kalmadığı için bir kısmı dışarıda oturdu.
Bu tip röportajlarda hiç adet olmadığı halde makyajcı bile getirmişlerdi.
Sonuçta onlar da MEGA‘nın yaptığı işi yaptılar ve gittiler.
DEVLET VE ÖZEL
Durum aynen bizdekine benziyordu. MEGA özel bir kanal olduğu için maliyet hesaplarına dikkat ediyor ve işi bir gazeteci ve yerel ekiple bitiriyordu.
Buna karşılık devlet televizyonu, yirmi kişiyi görevlendiriyor ve dış gezi imkanı yaratıyordu.
Çünkü verimlilik hesabı yapmıyorlardı.
AMA…
Bu, işin bir yönü.
Ne var ki, her şey bununla bitmiyor. Özel kanalları tutumluluğa ve verimliliğe iten kar anlayışı, yayınlarına da yansıyor ve rating uğruna hiçbir yayın ilkesi ya da ahlaki gelenek tanımıyorlar.
Milli televizyonlar ise her şeye rağmen belli ölçüde sanat, kültür, eğitim yayını yapabiliyorlar.
Bu yüzden milli televizyon kanalları vazgeçilmez hale geliyor.
