Camiler kışlamız, kubbeler miğfer, falan derken iki cami arasında kalıverdik. Biliyorsunuz iki cami arasındakilere “binamaz” denir, yani namazsız kalırlar. Çünkü camilerini seçememişler ve arada kalmışlardır. Böyle durumlarla çok karşılaşıldığı için Türkçe de bu konularda çok zenginleşmiştir.” Ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranmak.” “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.” “İki arada bir derede kalmak” gibi. Türkiye var gücüyle Avrupalılaşmaya, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyor ama bu arada Amerika’nın buyruğundan da çıkamıyor. Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları derinleşince ne yapacağını bilemiyor. Daha doğrusu biliyor da itiraf edemiyor. Türkiye’ye Amerika’ya yakın olmak, Avrupa’ya yakın durmaktan daha kolay geliyor. Çünkü Avrupa; adına “insan hakları kültür, tarih, birikim, gelenekler” denilen bir sürü “fazla bagaja” sahip. Türkiye bu bagajı sevmiyor. Amerika’nın pragmatik, yüzeysel, günlük çıkarlara göre davranan tarzı hoşuna gidiyor. Ama ortada şöyle bir çelişki var: Kalbimizin yakın olduğu Amerika coğrafi olarak uzak. Soğukluk hissettiğimiz Avrupa ise burnumuzun dibinde. Amerika ile Avrupa NATO içinde birlikte davranırken iş kolaydı. Kısaca “Rusya karşısında Batı yanlışıyız” diyerek tavrımızı belirtiyorduk. Şimdi NATO çatlamaya başlayınca taşlar yerinden oynadı. Baksanıza; Rusya Avrupalı oluyor, biz uzaklaşıyoruz. Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti Batı sayılıyor, Türkiye ise “Müslüman bir İsrail” olma yolunda.