Son günlerde Türkiye bir başka skandalla sallanıyor: Villa yolsuzluğu. Ankara’da bal tutupta parmağını yalayanlar arasında politikacılar, bürokratlar ve gazeteciler var. Dünyaya ahlak dersi vermek isteyen ve eline kalemi ya da kamerayı alıp herkesi yerin dibine batıran gazetecilerin böyle işlere karıştıklarını görünce, “ Et kokarsa tuzlarlar, ya tuz kokarsa ne yaparlar?” sorusunu hatırlıyor insan. Zaten ağzından, namus, dürüstlük, “saçı bitmedik yetim hakkı” sözlerini düşürmeyenlere dikkat etmek gerekiyor. Kimi zaman iyi niyetleri anlatan bu sözler, bazılarının ağzında, kendi suçlarını maskelemeye yarayan silahlara dönüşüyor. Bu konularda çok yazı yazan ve onu bunu suçlayıp duran arkadaşların adını listede görünce şaşırdım doğrusu.

Madem bu iş başladı; bağlı kooperatiflerden villa sahibi olan diğer gazetecilerin de açıklanması gerekiyor. Milyarlık arsaları, tanıdık belediye başkanlarından ucuza kapatan ve diğer mesleklerin üzerine çıkan ayrıcalıklar elde eden gazetecilerin duyurulması çok yararlı olacak. Bir ara Ulus Mahallesi nde çok değerli bir arazinin bazı gazetecilerin kurduğu kooperatife mal edildiği açıklanmıştı. Sonucu ne oldu acaba? Tayyip Erdoğan, Sözen’in bu hediyesini devam ettirecek mi?

Çalışan herkes, başını sokacak bir ev edinmek ister. Bunda kınanacak bir şey yok. Vergisini ödediği kazançlarından artırdığı paralarla ev sahibi olmak doğru bir şey. Hatta, Türkiye gibi sosyal güvenliğin fazla işlemediği ülkelerde kazancını bir ikinci eve yatırmak daha anlaşılabilir. Ne var ki bu evlerin hiçbiri devlet ya da belediye kayırmasıyla alınmamalı. Dürüst ve açık ilişkilerle meşru bir biçimde edinilmeli. Ankara villalarında ev edilen kişilerin bir kısmının, beşer, sekizer, onar villaları olduğu görülüyor. Hatta Başbakan gibi dünyanın çeşitli yörelerine serpilmiş, kırktan fazla villa ve yalıya sahip olanlar var. Bütün bunları, “Ahrette iman, dünyada mekan” anlayışıyla eve bir güvenlik arayışıyla açıklamaya imkan yok. Bu, olsa olsa bir mal hırsıdır.

Türkiye spekülasyona açık bir ülke. Etkili çevrelerle ilişkide olan bir çok kişi, bu topluma bir değer katmadan ve üretmeden, kolay yoldan servet sahibi oluyor. Çalıştıkları holdinglerden rüşvet aldığı için kovulan profesyonellerin, birkaç yıl içinde dünyanın sayılı zenginleri arasına girebildi bir ülkede yaşıyoruz. Bir kez o noktaya geldiniz mi batmanızı izinde vermiyorlar. Hükümet nasıl olsa, bizim ödediğimiz vergilerle, o dolandırıcıları kurtarıyor. Hele bir de araç olarak kullandığınız medya gücünü siper ederseniz, değmeyin keyfinize. Önünüze geleni ahlaksızlıkla suçlar ve kendi suçlarınızı örtbas eder gidersiniz. Geçmiş dönemin “baba” ları bunu akıl edememişlerdi işte.