İşlerin çığrından çıktığı, başların ayak, ayakların baş olduğu ve namussuzların namusluları suçladığı bir ülkede yaşıyoruz. Yavuz hırsızlar, ev sahibini bastırmaya çalışıyor. Bu durumu size somut bir örnekle anlatacağım.

25 yıldan beri Türkiye’de ve yabancı ülkelerde milyonlarca kasetim satıldı. Leylim Ley, Belalım, Salkım Söğüt, Memik Oğlan gibi parçalarım “hit” oldu, çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi ve gene milyonlarca kaset satıldı. Beş kıtada binden fazla konser verdim. Amerika’da, Yunanistan’da, Almanya’da, Hollanda’da, İsveç’te plaklarım yayınlandı. Yaptığım filmler Fransa’dan Japonya’ya kadar gösterime girdi. Bütün bu çalışmalar sonucunda ancak ve ancak geçinebildim. Çünkü kasetlerimizi çoğunlukla korsanlar sattı ve telif hakkı anlayışı olmayan bir ülkede besteciliğimiz bir işe yaramadı. Yıllar içinde biriktirdiğimiz mütevazı bir parayla, kendimize bir daire alabildik. 1940’larda yapılmış üç katlı bir apartmanın, 150 metrekarelik bir dairesiydi bu. Harap bir durumda aldığımız ama oturulabilir hale getirdik ve yaşamaya deniz gören daireyi, bir yıl uğraşarak oturabilir hale getirdik ve yaşamaya başladık.

Derken İstanbul seçimlerindeki adaylığımız baş gösterdi. Bizi ne pahasına olursa olsun karalamak için patronlarından emir alan gazeteciler, bir tepe üstündeki bu daireyi önce “yalı” yaptılar. Binanın tümünü çekerek, hepsi bize aitmiş izlenimi yaratmaya çalıştılar. Daha sonra ise inanılmayacak bir şey oldu.

Dairemizin yakınında, ormanı keserek gecekondu yapmış insanlar var. Tamamen kaçak olarak yaptıkları gecekondular, orman için büyük bir tehlike oluşturuyor. Zehir hafiye bir televizyoncu, bu kaçak konducuyu buluyor ve evimin yanına getirip; “İşte boğazı böyle parsellediler”dedirtiyor. Gösterdikleri yer de evimin bahçesindeki köpek kulübesi ve Ankaralı bir şahıstan kiralamış olduğum garaj. Bir ormana girip ağaçları kesen ve kaçak yapı diken kişiler, televizyoncuyla suç ortaklığına girip benim meşru, yasal evimi suçluyor. Pes doğrusu!

Bu örneği kişisel bir dert yanma olarak değil, Türkiye’de çılgınlığın ulaştığı boyutları göstermek için anlattım. Artık bu ülkede namussuzlar değil, namuslu insanlar tehlikede. Patronundan emir alan gazeteci, “Üzülüyorum. Yazık oluyor Zülfü Ağabey’e!” diyor ama ekrandan ateş püskürüyor. Kaçak konducu beni suçluyor. Her konuda yalan söyleyerek üstüme gelen televizyon muhabirleri teybi kapattıktan sonra; “Abi biz sana oy vereceğiz ama emir aldık ne yapalım!” diye dert yanıyorlar. Ömrü boyunca onurlu ve dürüst yaşamaya çabalamış ve ismini böyle yapmış bir insanı çaresiz durumda bırakıyorlar. Ve bu rejimin adı demokrasi oluyor.