Geçen yıl bu köşede, kim bilir kaç kez, Refah Partisi’nin yükselişine dikkat çekmiştim. Sol partiler, toplumda yükselen muhalefeti temsil edemez duruma düştükçe, bu vakum Refah Partisi tarafından dolduruyordu. Solun muhalefet misyonunu Refah Partisi üstlenmekteydi. Sol partilere uyarı niteliğinde kaleme alınan bu yazılar birer kehanet değil, görünen köye, istenmese de kılavuzluk etme gayretine yansıtıyordu. Ayrıca bunları yazan sadece ben değildim. Birçok yazar bu görüşü işlemiş ve gelişmelere dikkat çekmişti. Sonunda tahmin gerçekleşti ve Refah Partisi, düzenden memnun olmayan kitlerin partisi olarak siyasi yelpazede yerini aldı.

Refah Partisi’nden iki eğilim; diyalektik bir bütünlük ve zıtlaşma içinde yan yana duruyor. Bir tanesi toplumsal muhalefet görevi. Bu görev 27 Mart seçimlerinden sonra iyice belirginleşti ve Refah Partisi’ni büyüten ve büyütmeye devam edecek olan bir taban yarattı. Büyük kentlerin kıyılarındaki kaçak yapılarda biriken kitleler, tepkilerini Refah Partisi aracılığıyla dile getiriyorlar. Bu azımsanmayacak bir kitle. Meclis Araştırma Komisyonu’nun raporuna göre İstanbul’un yüzde 62.5 kaçak yapılarda oturuyor. Refah Partisi, bu kitleye köyleri de eklediği taktirde iktidar yolu kaçınılmaz olarak açılacak.

İkinci önemli boyut ise dünyada yükselen radikal İslam akımına denk düşmesi. Bu olguyu sadece İslam olarak düşünmemek gerekiyor. Hristiyan dünyası da kendi içinde radikalizme, milliyetçiliğe ve din değerlerine kayıyor. Özellikle komünizmin çöküşünden sonra Avrupa’yı saran radikalizm, Hristiyan köktenciliğin yükselmesi sonucunu doğuruyor. Geçtiğimiz hafta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları yorumlandığı zaman sosyal demokrat partilerin müthiş zayıfladığı, buna karşın radikal partilerin güç kazandığı görülmekte. Bu trend içinde düşünüldüğü zaman Hristiyan (özellikle Ortodoks) ve İslam dünyalarındaki radikalleşme, Türkiye’de en çok Refah Partisi’nin işine yarıyor. Refah’ın birinci iktidar ortaklığı döneminde, yani 1974 yılında dünya koşulları böylesine elverişli değildi.

Şu anda Refah Partisi’ni zafere götüren bu iki misyon zamanla bir çatlamaya yol açabilir. Toplumsal muhalefet görevini yürüten ve düzene başkaldıran kitlelerin çıkarlarını koruyan bir parti misyonuyla, İslami radikalizm rüzgarını arkasına alarak Türkiye’de rejim değişikliği yapmak ve ülkeyi din esaslarına dayamak isteyen hareket bir süre sonra örtüşmeyecek. Bu da bir “tarih düşürme” olarak algılansın!