Türkiye bir alacakaranlık kuşağıdır ve galiba hep öyle kalacak. Şili’de, babası Pinochet tarafından işkenceyle öldürülmüş olan Machelle Bachelet’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi bana bu gerçeği bir kere daha haykırdı. General Pinochet sanık sandalyesinde, kurbanının kızı ise Cumhurbaşkanlığı makamında. Yabancı ülkelerde bu dönüşümü o kadar çok gördüm ki. 1970’lerde İsveç Şili’den gelen siyasi mültecilerle doluydu. Pinochet darbesinin zulmünden kaçmışlardı. Sonra demokrasiye geçildi, hepsi geri döndü, ülkelerinin en itibarlı insanları oldu. O dönemlerde İspanya’da Franco rejimi vardı. Ülkenin aydınları sürgündeydi. Orada da demokrasi geldi ve Lorca, Alberti, Picasso adına dikilen heykeller, kültür merkezleri birbirini kovaladı. Caddelere, meydanlara isimleri verildi. General Franco ise kimse cesedini çıkarmasın diye tonlarca ağırlıkta bir kayanın altında yatıyor. O dönemden beri Franco faşizmini lanetleyen yüzlerce film yapıldı, kitap yazıldı. 70 başlarında Yunanistan da faşizmin pençeleri altında inliyordu; aydınları, sanatçıları ya hapiste ya sürgündeydi. Demokrasi perisi oraya da uğradı ve her şeyi tam tersine çevirdi. General Papadopoulos ve arkadaşları hapsedildi. Sürgündekiler geri dönüp, partiler, hükümetler kurdu. Theodorakis gibi sanatçılar el üstünde taşındı. Bir de Türkiye’ye bakın: Manşetlerde kim var? Yıllar önce Abdi İpekçi’yi ve Papa’yı vuran Mehmet Ali Ağca. Televizyonlarımızda ne gösteriliyor: Devlet için adam vurmanın erdemi. Kenan Evren nerede: Ülkenin en itibarlı kişisi olarak dimdik ayakta. Nazım Hikmet hâlâ kuşkulu, Pir Sultan Abdal hâlâ tehlikeli. Avrupa ve Latin Amerika, demokrasinin zaferini kutlar, meydanlarda şenlik yaparken Türkiye geçmişin suçları altında ezilen, soğuk savaşı devam ettirmekten medet uman, namuslu aydınlarından nefret eden, onları ezmeye çalışan, darbecileri Anayasa ile koruyan bir ülke. İşte 2006 yılındaki hâl-i pür melalimiz. Türkiye ne yazık ki bütün aydın kuşaklarını harcadı. Kendi namuslu insanlarının bilgisinden, yurtseverliğinden ürktü ve onları ezerek, öldürerek, kaçırarak, yıldırarak kafasını faşizme gömdü. Soğuk Savaş’ın cephe ülkesi olması da bu felakete yardım etti. Şili Cumhurbaşkanı Bachelet Türk olmadığına şükretsin. Yoksa bırak başkan olmayı hâlâ davalarla, yasaklamalarla uğraşır en azından Şili magazinine kendini kaptırmadığı ve popüler kültüre tapmadığı için dinozorlukla suçlanırdı.
