Son günlerde Mehmet Ali Ağca’nın tahliye edilmesiyle ilgili haberlerde sık sık bir dil yanlışı yapılıyor: “Ağca tahliye oldu!” deniliyor. Oysa bir insan “tahliye olmaz”, “tahliye edilir.” Bazı bakanların ve siyasilerin de sürdürdüğü bu yanlış, Türkçe’ye karşı giderek artan hoyratlığımızın, savrukluğumuzun, özensizliğimizin bir simgesi.
Bir başka örnek: Cuma akşamı “History Channel” adındaki tarih kanalında ilginç bir belgesel izliyorum. Bilgisayar grafikleri yardımıyla meşhur Büyük İskeder-Dara Savaşı’nı yeniden canlandırmışlar. Büyük İskender kim: Makedonya kralı. Dara kim: Pers kralı. Ama belgeselin Türkçe dublajında İskender, Dara’ya karşı değil Drayüs’e karşı dövüşüyor. Kim bu Drayüs? Yoksa yanlış bir telaffuzla Fransız subay Drcyfus’dan mı bahsediyorlar? Bizim Dara dediğimiz Pers kralına Batılılar Daryus der. Ama Drayüs diye birisi yok. Günde birkaç sefer yaptığım gibi dublajcıların dillerini eşek anlarına havale edip kanalı kapatıyorum çünkü bu kadar çok Drayüs sinirimi bozuyor. Yalnız bu değil, bütün yer isimleri de yanlış. Oysa biz bu kültürün komşuyuz. Mardin’deki Dara harabelerini de mi bilmiyorlar? Düşünün, birileri para harcamış kanal kurmuş, frekans almış, History Channel’in yayın haklarının sahibi olmuş, çevirmenler tutmuş, dublaj stüdyolarına girmiş. Bunlar az iş değil. Ama dereyi geçip çayda boğulmuş. Bu işlere biraz daha özen gösterilemez mi?
Televizyonlarda gösterilen Amerikan film ve dizilerinin Türkçe dublajları da Allahlık. “Sen iyi misin?”le başlayan, “Bilirsin işte, yani, vavv!” diye anlamsız dolgu kelimeleri yuvarlayan, gördüğü her kişiye “Hey dostum!” diye hitap eden o garip dublaj sistemini beğenen bir kişi var mıdır acaba? Aslında kabahat yalnız bizimkilerde değil. Çünkü günlük Amerikan dili, kelimelerden çok birtakım haykırışlara dönüşmeye başladı. Her şey argoyla ve yeni kısaltmalarla ifade ediliyor. Shakespeare’in ya da Walt Whitman’ın dili değil bu. Garip bir sokak lisanı.
Politikacıların konuşmalarını dinliyorsunuz, televizyon tartışmalarını izliyorsunuz, hatta bazı üniversite hocalarına kulak veriyorsunuz ve görüyorsunuz ki, güzelim Türkçe her geçen gün biraz daha bozuluyor, biraz daha tahrip ediliyor. Türkçe’nin tadına varmak ancak şiirle, edebiyatla mümkün olabilir. İnsana en büyük dil disiplinini, iyi yazılmış metinler verir. Türkçe’nin bu açıdan bir eksiği yok. Tek eksik, okuma alışkanlığının giderek azalıyor oluşu ve nitelikli edebiyatın hayatımızdan çıkıp gitmesi. Gelecek kuşaklar bunun acısını çok çekecek. Ne yazık ki çocuklarımız anadillerini şairlerimizden değil, arabeskçilerden ve televizyon dizilerinden öğreniyor.
