Almanya ile Türkiye arasında baş-gösteren gerginliği sadece Güneydo-ğu olaylarına bağlamak yanlıştır.
Şu anda krizin odak noktası, Gü-neydoğu'da Alman yardımı silahların kullanılmış olması gibi görünüyor ama bu gelişme sadece buzdağının buz su üstü kesimi.
Aylar önce yazdığım bir yazının baş-lığı: Almanya; Bir Akdeniz Ülkesi idi.
O yazıda iki Almanya'nın birleşme sinden sonra, yeni bir dünya gücü ol maya doğru giden Almanya'nın Hır vatistan'ı tanımakta acele ederek, o bölgenin liderliğini aldığını yazmıştım. Almanya, Hırvatistan yoluyla Akde-niz'e inmişti.
Dikkat edilirse Almanya, tarihin izin-de yürümekte ve Habsburg dönemi nin sınırlan üzerinde oynamakta.
Bir süper güç olma eğilimindeki Al-manya'nın, Avrupa Topluluğu içinde ki rolü de değişmiştir.
Almanya artık, ortak bir Avrupa ide-alinin değil, Avrupa'yı da içine alan bir patronluğun peşindedir.
Yeni Habsburg idealinin ilgi alanı ister istemez Ortadoğu'ya ve Orta As-ya'ya uzanmaktadır.
Bu bölgeler siyasi nüfuz ve ekono-mik çıkar olarak Almanya İmparator-luğunu çok yakından ilgilendirmekte-dir.
Özellikle Asya Cumhuriyetlerindeki stabilizasyonun bozulmuş olması, Al-manya açısından iştah kamçılayıcı bir ortam yaratmıştır.
İşte bu noktada Almanya, karşısın-da Türkiye'yi bulmaktadır.
Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolü ve Asya'daki Türk Cumhuriyetleriyle tari-hi ilişkileri Almanya açısından bir teh-dit oluşturmaktadır.
Türkiye'deki destabilizasyon, bu açıdan Almanya'nın işine gelmekte-dir.
TARİH BOYUTU
Dikkat ederseniz Türkiye'nin boğuş-makta olduğu sorunların hiçbiri yeni değildir.
Kürt meselesi, Ermeni krizi, Yunanistan, Balkan ve Avrupa ilişkileri gibi bütün sorunlar geçmiş yüzyılların damgasını taşımaktadır.
Çok güncel gibi görünen Almanya krizi de köklü bir tarih boyutuna sahip-tir.
Habsburg ve Osmanlı İmpara-torluğu'nun çıkarları çatışmış ve Av-rupa'yı korkutan Habsburg gücüne karşı Fransa Kralı 1. François, Os-manlı İmparatorluğu ile işbirliği yap-mıştır.
Bugün de aynı tablo sergilenmekte, Belki Mitterand'ın Türkiye ziyareti bunun bir örneği sayılabilir.
***
Geçmişinde bölge liderlikleri ve im-paratorluklar olan ülkelerin kaderi ön-ceden çizilmiş oluyor. Küçük ve kendi kendine yeterli, bağımsız bir devlet ola-rak kalmak zorlaşıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden birini Türkiye yaşadı.
Osmanlı İmparatorluğunun redd-i mirası üzerine kurulan Türkiye Cum-huriyeti misak-ı milli sınırları içinde, batı yanlısı bir devlet olarak kalmak kararını uygulamakta güçlük çekiyor. Çünkü tarihin izinde yürüyen ülkeler Türkiye'yi de kendi tarihiyle hesaplaş-maya ve kendi izleri üzerinde yürüme-ye zorlamakta.
