Kızıp köpüren coşkun kalabalık içinde en serinkanlı davranan kişi Demirel oldu.
Fırtınalı denizlere alışkın ve gemisini, kimbilir kaç kez ölümcül tehlikelerden kurtarmış bir kaptan tavrıyla galeyanı yatıştırmaya çalıştı.
Çünkü korkunun ecele faydası olmadığını bildiği gibi, uluslararası ilişkilerde sövüp saymanın ve küfürler yağdırmanın işe yaramadığını bilmekteydi.
Güneydoğu meselesinin bir ayrıntı olduğunu hatta bir bahane oluşturduğunun farkındaydı.
Kohl de biliyordu bunu Genscher de, Demirel de!
Siyasetin buzlu sularında duygusallığa, insan acılarına ve yüce ideallere yer yoktu.
Dün de yazdığımız gibi yeni bir Habsburg dönemine giren Almanya'nın çıkarları Türkiye ile çatışınca, bir yerden vuracaktı nasılsa.
Bu bahane Nevruz olayları biçiminde belirdi.
***
Demirel "Almanya büyük dostumuzdur" dedi.
Gerçekten büyük dostumuz mu?
Daha doğrusu devletten devlete dostluk mümkün olabilir mi?
Hayır!
Çıkarlara göre değişen dostluk düşmanlık kompozisyonları görmedik, yaşamadık mı?
Çok gerilere gitmeden İkinci Dünya Savaşı'nı düşünelim. Amerika, Fransa, İngiltere ve Sovyet devletleri, Almanlar'a karşı birlikte savaşmamışlar mıydı?
Savaş sonrasında kompozisyon değişmiş, bu kez Almanya'yı da içine alan Amerika, Fransa, İngiltere, Sovyetler'le düşman olmuştu.
90'larda görünüm gene değişti ve Rusya, Amerika'nın yakın müttefiki oldu.
Şu anda Amerika Rusya'ya, Almanya'dan daha yakındır.
***
Almanya'nın yeni bir süper güç olarak dünya sahnesinde yerini alma politikası, bu kompozisyonu daha da sertleştirecek gibi görünüyor.
Avrupa ülkeleri, Almanya'nın patronluğundan tedirgin.
Ortadoğu, Asya ve Balkanlar'daki Alman politikası, çıkarları zedelenen ülkeleri birbirine yaklaştırıyor.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye ile Amerika ve (Almanya hariç) Avrupa ilişkilerinde düzelmeler beklenebilir.
Bu da Türkiye'nin bütün dış politika stratejilerini gözden geçirmesi demek.
