H ANİ, adam bir memlekete gitmiş de, üzerine köpekler saldırınca yerden bir taş alıp atmak istemiş ama bakmış ki taşlar yere döşeli, çıkmıyor. Bunun üzerine ellerini havaya açıp “Hey Allahım!” demiş “Ne acayip memlekete düşmüşüm. Burada köpekleri serbest bırakıp, taşları bağlamışlar!”

İşte bizim memleketin hali de bu hikayeye benzemeye başladı.

Devleti çeteler sarmış. Devlet kalkanının arkasına saklanan görevliler, olmadık suçlar işliyor. Türk basınının çeteleştiğini, üniformalı çeteleri, devletin ameliyatlık hale geldiğini manşetlere çıkarıyor.

Bir yandan da “Ben devletin çete değil, bir hukuk devleti olmasını istiyorum” diyen Çetin Altan hakkında dava açılıyor.

Devletin zulüm yaptığını söyleyen Yaşar Kemal mahkum ediliyor.

Hukukçular sözümona devletin manevi şahsiyetini ve itibarını koruyacak.

Devletin içte ve dışta korunacak itibarı mı kalmış?

SORUN NEREDE?

Birtakım yazarlar yıllardır dediler ki: “Suç işleyen kişileri korumayın. Devlet mensubudur ya da devlete yandaştır diye saklamayın. Bu tutumla devlete daha çok zarar verirsiniz!”

Oysa cumhurbaşkanları, parti başkanları, başbakanlar ve ihtilal liderleri aynı fikirde değildi. Onlar, devlete mensup birisinin suç işlediği ortaya çıkarsa devlet zarar görür düşüncesiyle her şeyi örtbas etmeye kalkıştılar.

Bazı gazete yazarları da onların aklına uydu.

Devleti, yurttaşa karşı savunma misyonunu üstelendiler ve devletin daha adil, daha dürüst, daha şeffaf olması gerektiğini yazan herkese “Vay devlet düşmanı hain!” diye saldırmaya başladılar.

İşte sonuç ortada.

70’LERDE BAŞLAYAN ÇÜRÜME

Hikaye 70’lere kadar uzanıyor.

68 gençliğinin eylemlerinden ve Türkiye’deki sol tırmanıştan ürken aklı evvel devlet büyükleri, sol gençliğin karşısına, devleti savunan bir sağ gençlik çıkarma planını uyguladılar ve böylece ülke gençliği devlet tarafından ikiye bölünerek aralarında bir savaş başlatıldı.

Bu uğurda iki taraftan da binlerce genç öldü.

Ne var ki devlet kendisini öyle bir sol korkusuna kaptırmıştı ki, devleti savunan terörle, devlete karşı çıkan terörü aynı kefeye koymuyor ve sağ terörü koruyordu.

Böylece sağ terör, devlet kurumlarıyla iç içe geçti. Birçok eyleme birlikte imza atıldı, ortak sırlar oluştu.

Sağ kesimin ünlü tetikçileri hapislerden kaçırıldı, sahte kimliklerle devlet içine sızdırıldı, Batı ülkelerinin polislerine karşı korundu, kitle partileri içine alındı. Buna karşılık sol örgüt mensupları teker teker öldürüldü ve imha edildi.

Bu tutumun yanlış olduğunu, teröre terör gözüyle bakıp, hangi yönden gelirse gelsin mücadele edilmesi gerektiğini en çok vurgulayan, en çok yazan rahmetli Uğur Mumcu oldu. Bu konuda belki 500 yazısı vardır.

Ne var ki, kimse dinlemedi ve bugünlere geldik.

Devlet koruması altında gezen birisi “13 leşim var!” diyor ve aralarında değerli profesörlerin, aydınların bulunduğu kurbanların leş olarak nitelendiği bir ortamda, Türk televizyonları, bu suçlulara “Sayın” diye hitap ediyor.

Bahçelievler’de 7 genç insanı telle boğarak öldürenler devletle iç içe geçiyor.

İktidar partilerinin ve Meclis’in içinde birçok terörist barınıyor.

Bunları söyleyene de kızıp “Vay sen vatan hainliği yapıyorsun!” diyor, hatta hakkında dava açıyorlar.

Vicdanları kararmamış insanlara sormak istiyorum: Bu memlekete kim kötülük yaptı? Eserleri dünyanın dört bir yanında okunan ve adı uyuşturucu kaçakçılığıyla birlikte anılan Türkiye’ye bir kültür ülkesi prestiji kazandıran Yaşar Kemal mi?

40 yıldır yazılarıyla milyonları uyandıran, bugünleri önceden görüp uyaran Çetin Altan mı?

Yoksa Meclis’te metresleri tarafından vurulan milletvekilleri, rüşvet bataklığında çırpınan yetkililer ve mafyayla iç içe geçmiş polisler ve bunların sırtından para kazanmaya çalışan işadamı adı altındaki sırtlanlar mı?

Bırakın devleti, önce basın bunun cevabını versin!

Herkes yüksek sesle; “Terörün her biçimine lanet! Devlete karşı, devletten yana, sağcı, solcu, bölücü, dinci, millici her türlü terör girişimini lanetliyorum!” diyebiliyor mu diyemiyor mu!

İşte sorun burada!