TÜRKİYE giderek Nemrut'a mı benziyor?
Kaderi onun gibi mi olacak?
Bu sorular kafamı kurcalayıp duruyor. Dünyanın neresinde olursam olayım; düşünüp duruyorum ve bir çözüm bulamıyorum.

Yaşar Kemal, Çetin Altan, Şanar Yurdatapan, Işık Yurtçu, Necla Zarakolu, hapse girmeyi bekleyen Esber Yağmurdereli ve adını sayamadığım nice değerli yazar, çizer, düşünür aklıma geliyor.

Ve Türkiye giderek Nemrut'a mı benziyor diye düşünüyorum.

"Türkiye ile Nemrut'un ne ilgisi var?" mı diyorsunuz?
Anlatayım

***

NEMRUT bir büyük hükümdardı.
Ülkesindeki uçsuz bucaksız toprakların, göllerin, akarsuların ve insanların sahibiydi.

Zamana ve yasaya hükmederdi.
"Ol!" dediği olur, "Öl!" dediği ölürdü. Halk Nemrut'un ölmeyeceğine, yıkılmayacağına, sonsuza kadar hükmedeceğine inanmıştı.

Ne var ki birgün Nemrut garip hareketler yapmaya başladı. Kafasını duvarlara, kayalara vuruyor ve parçalamak istiyordu.

Koca imparatorun, zamanın ve mülkün sahibinin çığlıklar atarak kafasını kayalara çarptığını gören halk şaşırdı kaldı, bu işe bir anlam veremedi.

Oysa nedeni basitti.
Küçük bir sinek Nemrut'un kulağından içeri kaçmıştı.

İçerde vızıldayıp durdukça Nemrut çılgına dönüyor ve sineği çıkarmanın yolunu bulamadığı, bu sancıya da dayanamadığı için kafasını yoketmek istercesine kayalara vurup parçalıyordu.

***

NE yazık ki Türkiyemiz de son zamanlarda Nemrut gibi, kendi kendini yoketme sürecine girdi.

Kulağından içeri kaçan sineği bir türlü yakalayamıyor.

Güneydoğudaki köylü yurttaşlarımıza dışkı yediren subayı cezalandırmadığı için kendisini yoketmeyi göze alıyor.

Devlet adını kullanıp halka işkence yapan sadistlere toz kondurmamak için dünyadan dışlanmayı, aşağılanmayı, adam yerine konulmamayı sineye çekiyor.

En değerli yazarlarını cezalandırmaya çalışarak kendi kendini yokediyor.

Kendi yurttaşına kötü muamele ettiği suçlamasıyla karşılaşıyor.

Bu suçlamalar karşısında da göğsünü gere gere; "Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının esenliği ve güvenliği benim teminatım altındadır. Ben kendi insanıma işkence yapmam, dışkı yedirmem, köy yakmam, hapisanede adam öldürmem, yazarımı düşüncesinden dolayı cezalandırmam!" diyemiyor.

Bu suçlamalar karşısında kem küm edip "İyi ama PKK ne yapıyor siz onu biliyor musunuz?" gibi aciz açıklamalardan medet umuyor.

Sanki dünyanın kendisine saygın bir devlet değil de bir silahlı örgüt muamelesi yapmasını bekler gibi bir davranış içinde.

Bu zillete katlanmanın nedeni de devlet içinde yuvalanmış üç beş sadisti korumak.

Kan içicilerin cezalandırılmalarını engellemek.

***

SADİSTLER devletin kulağının içine kaçan sinek gibi vızıldayıp durmakta. Bunları korumaya kalkan Türkiye giderek uygar ülkeler kategorisinden dışlanıyor.

Yani başını sert kayalara vuruyor.

16. yüzyılda Pir Sultan Abdal:
"Nemrut gibi anka n'oldu
Bir sinek havale oldu!" diye yazmıştı.

Demek ki hala ibret alınmamış: Türkiye, yetiştirdiği en değerli evlatlarını yiyen ve sadistlere alabildiğine özgürlük tanıyan bir yokolma sürecini hızla tırmanmakta.

Bu işlere karar verenlerin alayını toplasanız Yaşar Kemal'in, Çetin Altan'ın ne zekasına yetişebilir ne de kültürüne.

Geçirmişler ellerine bir borazan; öttürüp duruyorlar.

Bu arada olan da bizim güzelim ülkemize oluyor.

***

BİRİLERİ çıkıp, "Ne oluyor ki? Yaşayıp gidiyoruz işte! Türkiye de batmıyor!" derse onlara da hak vermek gerekir.

Çünkü dünyada Libya, Cezayir, Uganda, Ruanda gibi ülkeler de batmıyor, yaşayıp gidiyorlar.

Bu bir tercih meselesi!

***

İŞKENCECİ sadistine sahip çıkıp, Shakespeare'i harcamaya kalkan bir İngiltere düşünebiliyor musunuz?