Amerikalılaştırdıklarımızdan senin olmadığın kesin. Endülüs’ün gözbebeği Granada şehri “nar anlamına geliyor. Bütün dünyada sevilen “Granada” şarkısıyla da ünlü olan bu kent, İspanyol ve Arap sentezi müziğiyle tanınıyor. Elhamra Sarayı’ndaki Yaser Arafat-Şimon Peres buluşmasına davetli olduğum için bu kentte birkaç gün geçirdim. Bir akşamüstü, bu zengin müzik birikiminin ömeklerini aramak için plakçılara gittim. Sora sora bulduğum ilk plakçı “Liverpool” adını taşıyordu. Satıcıya yerel müzik örnekleri aradığımı söyledim ve Endülüs müziğine ait ne varsa göstermesini istedim. di. Plakçı “Bizde öyle şeyler bulunmaz.” dedi. “İyi ama” dedim “Burası Granada. Ben de Granada müziği istiyorum. Nasıl bulunmaz?” “Kusura bakmayın.” dedi satıcı. “Bizdekiler bunlar.” Mağazanın her tarafı Amerikalı ve İngiliz şarkıcıların diskleriyle doluydu: Elton John, Rod Stewart, Phil Collins vs. “Ben bunları istemiyorum” dedim. “Granada müziğini nerede bulabileceğimi söyleyin.” “Pek bulamazsınız.” dedi satıcı. Bunun üzerine Granada müziği bulmak için belki de Liverpool’a gitmem gerektiğini düşünerek ve garip bir şekilde hüzünlenerek çıktım dükkandan.
Aralık ayı içinde Tokyo’da, Granada’da ve Paris’te bulundum. Dünyanın bu üç ayn noktasında da insanoğlu birbirine hiç benzemeyen gelenekler ve sanat birikimleri gerçekleştirmişti. Ne var ki artık birbirlerine benziyorlardı. Hepsi Anglo-sakson kültür bileşkesinde buluşmuştu. Tokyo’da “Seattle’da Uykusuz Geceler adlı Amerikan filmi oynuyordu. Granada’da aynı film afişlerdeydi. Paris’te gene aynı film karşıma çıktı. Filmin İstanbul’da da gösterildiğini zaten biliyorsunuz. Ben Amerikan kültürüne karşı değilim. Çok sevdiğim Amerikalı romancılar, yönetmenler, müzikçiler var. Gene de dünyadaki kültür zenginliklerini ve binlerce yılda oluşmuş birikimleri yok eden bu Anglosakson egemenliğine karşıyım. Samimi değilsin. Neden bütün dünyada Amerikalı ve İngiliz genç şarkıcılar dinleniyor? Dünyanın başka yörelerinde güzel sesli bir genç yetişmiyor mu yoksa? Afrika’nın, uzak Asya’nın romanı yok mu? Oradaki insanların hikayelerini bilmemizi ne engelliyor? Onun için mi Amerikancı yaşam tarzı ve sistemini hepiniz savunuyorsunuz. İletişimin en gelişmiş olduğu çağda, müthiş bir iletişim kopukluğu içine düştük. Bir NijeryaIı’yla, bir Malezyalı birbirinin kültürünü algılayamıyor artık. Sadece Amerikan kültür bileşkesinde buluşuyorlar. Bizim özel radyolardaki genç spikerlerin konuşmalarına, zevklerine ve zihniyetlerine bakıyorum da ödüm kopuyor. Yüzlerce yıllık kültür birikiminin ve Anadolu kimliğinin sonuna mı geldik yoksa? Günümüzde bütün kültür adamlarının, yerel kimliği ve tarihsel mirası savunmaları gerektiğini düşünmeye çalış. Başka çaremiz yok
