Granada’da Filistin ve İsrail aydınlarını ilk kez bir araya getiren ve Yaser Arafat ile Şimon Peres’in hazır bulunduğu toplantıda Profesör Ernest Gellner’in sunduğu bildirinin, Türkiye açısından büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Ernest Gellner, Cambridge Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü Profesörü ve günümüzün en önemli filozoflarından birisi. Gellner, Filistin ve İsrail konusunda “… Bu, iki milletin ve iki milliyetçiliğin çatışmasıdır” diyor. “Ne var ki iki yüz yıl önce bu iki grup da modern anlamıyla millet değillerdi. İki grup da çok acılı, kaçınılmaz ve çelişkili bir sürecin sonunda millet oldular.” Profesör Gellner iki grubun da Osmanlı egemenliğinde yaşadığına dikkat çekiyor ve “Filistin” diyor “Osmanlı İmparatorluğu yurttaşlarıyla aynı statüyü paylaşan bir bölgeydi… Ve bugünkü anlamıyla milleti tanımlayan sosyal ve politik özelliklere sahip değildi. İsrail zaten hiç mevcut olmamıştı. Yahudiler, birçok ülkeye dağılmış ve çok güçlü bir dini tanımlamayla bağlanmış kişilerdi.” Ernest Gellner, Ortadoğu’yu yöneten Osmanlı İmparatorluğu’nu, “etnik ve dini çoğulculuğun yönetim modeli” olarak sunuyor. “İç örgütlenme millet bazına oturtulmuştu” diyor. “Yani aynı dini, aynı kültürü ve bazan da aynı dili paylaşan ve kendi kendini yöneten cemaatler… Ama barışı koruma görevini merkezi devlete bırakmak zorundaydılar. İlk dönemlerinde bu yönetim biçimi, Plato’nun ideal toplum tanımıma benzemekteydi: Yöneticiler, askeri ve idari yeteneklere, aynı zamanda da ahlak ve inanç değerlerine sahip seçkinler arasından seçilmekteydi. Bunlar özel servetlerin ve akraba ilişkilerinin baştan çıkarıcı çürümesine karşı koyabilecek kişiler oluyordu. Aslında Plato’nun tanımı, büyük bir imparatorluğu yönetme ya da milliyetler sorununu çözme amacı taşımıyordu. Daha çok etnik ve kültürel bakımdan homojen bir şehir devletini tanımlıyordu. Ama Osmanlı İmparatorluğu’nun Plato çeşitlemesi, bu problemleri çözme aşamasına gelmişti: Değişik milliyetlere, modern Batı ülkelerinden daha fazla saygı gösteriyordu. Ernest Renan’m daha önce karşılaştırdığı gibi Fransa, sosyal bakımdan umursamazlığı teşvik edilmiş bir millet yaratırken, Osmanlı İmparatorluğu’nda halkların tarihsel birikim ve kimlikleri korunmuş, hatta güçlendirilmişti.” Ernest Gellner bildirisinin bundan sonraki bölümünde Osmanlı yönetim modelinin neden yürümediğini araştırıyor. Kültürel kimliklerin ve etnik problemlerin gündemde olduğu günümüz Türkiye’sine yararı dokunur düşüncesiyle bu bildiriyi aktarmaya devam edeceğim.
