Paris’te “Little Budha” (Küçük Bu da) adlı filmi gördüm. Her yapıtıyla dünyayı karıştıran Bertolucci bu kez de Budizme el atmış. Dalay Lama’yla yaptığı galadan sonra dünyadaki her Budist’in bu filmi görmeye gideceği varsayılıyor. “Yer Demir Gök Bakır” filmimizi Japonya’da gösterime çıkaran Paris Eiga şirketinin yöneticileri İstanbul’da. Şirket Başkanı Terumi Takano’ya “Küçük Buda” filmini görüp görmediklerini sordum. Şaşırdı. “Filmin adı, Buda“ dedi. O zaman aklıma geldi: Budist ülkelerde Buda’ya küçük sıfatı takmak yakışık almayacağı için, sadece “Buda” olarak oynatıyorlardı ama gösterilen aynı filmdi. Kimse de kalkıp “Böyle bir film yok!” demiyordu.
Film ilginç bir öyküyle açılıyor: Bir Budist rahibi, bir keçiyi kurban etmeye hazırlanıyor. Tam bıçağı boğazına sürerken, keçi kahkahalarla gülmeye başlıyor. Çok şaşıran rahip “Ey keçi, niye gülüyorsun?” diye soruyor. Keçi “Bu benim 500’üncü öldürülüşüm” diyor. “Bundan önce 499 kere boğazlandım ve hep keçi olarak tekrar dünyaya geldim. Ama bu kez son. Şimdi sıramı doldurdum. Bundan sonra insan olarak doğacağım. Onun için gülüyorum.” İşte Budizm bu felsefeye dayanıyor: Dünyadaki bütün canlılar, öldükten sonra tekrar diriliyorlar. Bu dünyada yaptıkları iyilikler, bir sonraki yaşamlarında mutlu olmalarını sağlıyor. İşledikleri günahlarsa, bir sonraki ömürlerinde acı çekmeleri sonucunu doğuruyor. İsa’dan yüzyıllarca önce Prens olarak doğan Siddartha, bu öğretiyi kuruyor. Yıllarca bir ağacın altında oturarak insanları doğayla uyumlu, güzel bir yaşama doğru sürüklüyor ve Buda adını alarak , ölümsüz oluyor. Buda bir peygamber değil. Tanrının yeryüzündeki elçisi sayılmıyor. Sadece bilgeliği, ahlakı, güzelliği ve doğruluğu temsil eden bir insan.
Batı ülkelerinde Budizm hızla yayılmakta. Vatikan’ı telaşa düşüren bu gelişmeye, Bertolucci’nin filmi de katkıda bulunuyor şimdi. Filmde Tibet rahipleri, efendilerinin ruhunun Seattle’da oturan küçük bir çocuğun bedeninde canlandığını düşünerek, Amerika’ya gidiyorlar. İnsanın durmadan başka bedenlerde doğması ilginç bir düşünce. “Re-enkar- nasyon” (yeniden vücut bulma) olarak adlandırılan bu inanç, birçok insana umut veriyor. Bizim tasavvuf felsefesiyle de ilişkisi var bu inancın. Çünkü tasavvuf da insanı doğanın, tanrının ve evrenin bir parçası, bir zerresi olarak sonsuz kılma inancına dayanmıyor mu?
