“…Kürt kökenli vatandaşlarımızın kendilerini doğrudan ifade edebilecekleri düzenlemeler yapılmalıdır.” Bir çok defa okuduğunuz bir cümleyi bu kez yazarlar değil, ana muhalefet partisi söylüyor. Bu bakımdan tarihsel bir önem taşıdığını düşünüyorum.

Bir kitle partisi olarak, Özal sonrası ANAP’ın durumu çok tartışıldı. Genel Başkan Mesut Yılmaz’ın zaman zaman katı devletçi ve sertliğe prim tanıyan tavırları, bu köşe de içinde olmak üzere birçok yazarın eleştirisine neden oldu. Garip bir durumdu bu. Büyük şehirlerde güç kazanmış olan genç bir liderin, kamuoyundaki imgesiyle çelişen bir tutuma kayabildiği ve neredeyse “ara dönem” sevdalılarına yaklaştığı seziliyordu. Bahattin Yücel’den Cem Kozlu’ya uzanan çağdaş bir kadroyu barındırmasına rağmen, ANAP’la ilgili soru işaretleri artıyordu. Parti bu ortamda toplandı ve Güneydoğu sorununu enine boyuna görüştü. Sonuçta ortaya çıkan çerçeve, çoklarının beklediği gibi “asarız-keseriz” edebiyatına dayanmıyor, tam tersine bu büyük soruna ciddi ve kalıcı bir çözüm üretme amacı taşıyor. Toplantıda önemle vurgulanan bir konu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 70, yıllık tarihinin en ağır bunalımıyla karşı karşıya bulunduğu… Bunalımla ilgili bazı değerlendirmeler özellikle dikkat çekiyor: “…bölgede ilk terör eylemlerinin sıkı yönetim döneminde ortaya çıktığını unutmamak gerekir. On yıla yaklaşan bu mücadele döneminin üçte biri sıkı yönetim, üçte ikisi olağanüstü hal yönetimiyle geçmiştir.” “Bu durumda Olağanüstü Hal Bölge Valiliği sistemi kaldırılmalıdır.”

ANAP değerlendirmesinin en önemli tesbitlerinden birisi de Güneydoğu’daki devlet ve halk ilişkilerinde kendini gösteriyor. “Anavatan Partisi’nin temel ilkelerinden birisi, vatandaşı devlet karşısında güçlü kılmak, demokratik hak ve özgürlüklere sahip çıkabileceği düzenlemelere kavuşturmaktır.”

ANAP’ın bir başka önemli tesbiti de Güneydoğu sorununu sadece terörle açıklamanın yanlış olduğu: “Güneydoğu sorunu bölücü terör sorununu da içermekle birlikte bundan ibaret değildir. Bu nedenle bölücü terörün önlenmesi asıl sorunun çözümü anlamına gelmeyecek, belki dondurulması veya ertelenmesi sonucunu doğuracaktır. Oysa çözümden amaç sorunun bir defa daha değil, son defa çözümlenmesi olmalıdır. Sorunun ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik yönleriyle birlikte ele alınması ve bölgedeki vatandaş-devlet ilişkilerinin sağlık bir temele oturtulması çözümün ön şartıdır.”

Bazı çevrelerin “soykırım” çığlıkları atarak, Türkiye’yi kana boyayacak bir Türk-Kürt kardeş kavgası yaratmaya çalıştıkları sırada, muhafazakar bir kitle partisi olarak ANAP’ın bu değerlendirmeleri Türkiye’nin sigortasını oluşturuyor. Bravo Mesut Yilmaz!