Al Hirchfeld’in öldüğünden haberim yoktu; Doğan Hızlan dostumun köşesinde okudum. Ve birdenbire büyük karikatür ustası Hirchfeld, iki büklüm hali, siyah Rus gömleği ve bembeyaz Tolstoy sakalıyla gözümün önüne geliverdi. Onu görür görmez “Ne adam ama!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Beş altı yıl önce olduğuna göre o zamanlar 90’lı yaşlarını sürüyor olmalıydı. Kendisine göre epey genç bir kadın olan, yarı yaşındaki Louise Kerz’le evlenmişti. Biz o sıralarda birkaç aylığına Louise Kerz’ün New York’un doğu yakasındaki küçük dairesini kiralamıştık. Louise, Al Hirchfeld’in 95. sokaktaki evine taşındığı için, daireyi kiraya veriyordu. Bizi bir gün yeni evine, kocası ile tanışmaya davet etti. 90’ını geçmiş Al Hirchfeld’in beli bükülmüştü, iki büklüm yürüyordu, Rus usulü yakasız bir gömlek giymişti, bembeyaz sakalları ile bir Rus mujiki andırıyordu. Evi Elia Kazan’ın evinin yanındaydı ve onunki gibi dört katlıydı. Hirchfeld, ilerlemiş yaşına rağmen bize ev sahipliği yapıyor ve kendisinin de hiç sakınmadan yuvarladığı votka kadehlerimizi bizzat doldurmak için ısrar ediyordu. Genç karısına karşı bir meydan okuma mıydı bu, bilemiyorum. O akşam epeyce sohbet etmiştik bu müthiş adamla. 20. yüzyılın hemen hemen her önemli olayının içindeydi, hepsini bugün gibi hatırlıyordu. 70 yılı aşkın bir süredir New York Times’in çizeriydi. Her gün çiziyordu. Dile kolay; 70 yıl. Uzun bir ömür sayılabilecek bu çalışma süresi içinde gazeteyle hiçbir kontrat yapmadığını anlatıyordu. Akıllarına bile gelmemiş böyle bir şey. Ama o günlerde gazetenin yönetimi değişmiş ve Al Hirchfeld’e “Hadi gel bir kontrat yapalım seninle!” demişler. O da katıla katıla gülmeye başlamış. “Yahu” demiş, “Yetmiş yıl sonra kontrat olur mu? İşin uğuru kaçar!” Hirchfeld o akşam bize olağanüstü çizimlerini, ilginç çalışmalarını, albümlerini göstermişti. Onunla birlikte Amerika’nın büyük anıtlarından birisi göçüp gitti. 99 yılın tarihçesini de birlikte götürerek.