Seksen yaşına gelmiş bir insan düşünün: Henüz hangi şehirde oturmasının uygun olacağına karar verememiş.’Acaba’ diyor ‘şöyle sahil kesimlerinde bir yere mi çekileyim, yoksa büyük şehirlerdeki hastanelere yakın oturmak mı daha iyi? ‘Ayrıca nasıl beslenmesi gerektiğini de bir karara bağlayamamış: ‘Rejim yapıp şu kilolardan kurtulayım mı, yoksa bu yaşta kendimi eziyete sokmamak daha mı doğru! ‘Siyasi fikirleri de karmakarışık. Bir gün sosyal demokrat tanıdıklarıyla oturup, onlara hak veriyor. Ertesi gün din ağırlıklı siyasi kişiliklerle buluşup, solcuların vatan haini olduğuna hükmediyor. Daha sonra kendini liberallere kaptırıyor. Son günlerde sık sık laiklik üzerine düşünüyor.Acaba laikliği desteklemesi mi daha doğru, yoksa din kurallarına dayalı bir devlet fikrini mi benimsemeli?Seksen yaşındaki kahramanımız günlerini bin bir vesveseyle geçirmekte. İçi içini yiyor. Bir türlü huzura kavuşamıyor. Bu yüzden gündelik işleri aksamakta. Kafasını meşgul eden soyut konuları düşünmekten, ailesinin sorunlarına eğilemiyor. Evlilikleri yürümeyen çocuklarıyla, okulda başarısız olan torunlarıyla ilgilenemiyor. Ömür boyu çektiği para sıkıntısını nasıl gidereceğini düşünmüyor da, vadesi gelmiş borçlarını yeni borçlanmalarla kapatıp, gününü gün etmeyi seçiyor. Seksen yaşına geldiği halde daha kim olduğuna, nasıl bir yaşam istediğine karar verememiş. İç kavgaları, her şeyden daha önemli!Bir yeni yetmede olağan sayılabilecek kaygıları, kuşkuları, kararsızlıkları aşıp da bir türlü hayatla yüz yüze gelememiş. Pratik sorunlarını çözümleyememiş.Hâlâ kim olduğunu düşünüyor. Bir ülke Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye adlarıyla yüzlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülke. İmparatorluklar kurmuş, kıtalar denetlemiş, dünyanın en büyük ordularını yönetmiş. Ve bu devlet azımsanmayacak bir yaşta! Ama hâlâ kim olduğunu, ne yapacağını, hangi ahlâk sistemini kabul edeceğini, hangi ekonomik modeli benimseyeceğini tartışıyor.Rejimi üstüne karar verememiş.Acaba dine dayalı kurallar mı geçerli olmalı, laik kurallar mı? Yerimiz Doğu mu, Batı mı? Bize hangi anayasa uyar? Ordu müdahalesi mi kabul edilmeli, laik prensibin yara alması mı? Hangisi ehven-i şer? Bütün bu tartışmalar arasında ülke her gün ölüp, her gün diriliyor. Sürekli bir güvensizlik ve kaygı içinde yaşamakta. Rejim tartışmalarından kurtulup, ülkenin eğitim, sağlık, gelir dağılımı, kalkınma, enerji açığı gibi sorunlarına eğilmek mümkün olmuyor. Yüzlerce yıldır Doğu-Bat, asker-sivil, ilmiye-seyfiye, şeriat-hakikat diye tartışıp duruyoruz. Artık yetmedi mi? En az sekiz yüz yaşındaki devletin, seksen yaşında olgunlaşmamış bir insan gibi davranmaya hakkı var mı?