Bu haber beni neden şaşırtmıyor acaba? Niye “Bu kadar da olmaz yahu!” diye isyan etmiyorum. Çünkü bunun böyle olacağını biliyordum da ondan. Siz de biliyordunuz.
Türkiye yağmalanıyor, soyuluyor, paylaşılıyor, dize getiriliyor. Orman yangınlarından çok önce bu ülkenin büyük kentlerini yaktılar. Tarihi eser, SİT, orman, tapu, kadastro, hak-hukuk dinlemeden kazma kürek Moğol orduları gibi giriştiler ve güzelim şehirlerimiz gitti.
Sonra Vandal sürüleri gibi kıyılara saldırdılar. Dağ taş çirkin bina doldu. Denizlere lağım akıttılar. Ayak bastıkları her yeri kokuttular, kirlettiler, çürüttüler.
Kimse bunlara dur demedi. Tam tersine sağcısı, solcusu sırtlarını sıvazladı. Hangi siyasi görüşten olursa olsun belediyeler bu yağmaya çanak tuttu.
Dünyanın en güzel dillerinden biri olan Türkçeyi katlettiler. Kusar gibi konuşmak moda oldu.
Çaldılar, çırptılar, soydular, ateş açıp balkonlardaki çocukları öldürdüler, araba kullanan genç kızları ölüme ittiler. İşledikleri bunca suça rağmen etkili ve yetkili çevreler onları “milletim, milletim” diye göklere çıkardı. Oysa bunlar “millet” değildi.
“Millet” diyebileceğiniz kitle bir kenara çekilmiş, olan biteni dehşet içinde seyrediyor ve bu istiladan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Bu ülkede kültürü, kitabı, ahlâkı, değerler sistemini, dürüstlüğü savunmaya çalışıyordu. Ama “milleti ne devlet sevdi, ne de medya! Çünkü barbarlar daha çoktular, sayıları daha kalabalıktı.
Şimdi ormanlarımız yanıyor diye ağlıyorlar. Ben çok önce ağlamıştım. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Unutmayın daha bu işin cuması da var. Perde yeni açılıyor. Talan zihniyetinin bizi nerelere sürükleyeceğini hep birlikte göreceğiz.
