Ankara'ya her gelişimde kendimi
başka bir ülkenin başkentinde sanı-
yorum.
Sanki eski Varşova ya da Sofya
gibi bir komünist ülke başkentinde-
yim. Resmi devlet binaları, soğuk ve
keskin profilleriyle kentin bürokratik
siluetini vurguluyorlar. Aynen Mos-
kova'daki gibi resmi plakalı siyah o-
tomobiller gidip geliyor.
Sıkışmış trafikte çevrenize baktığı-
nızda on arabadan altısının resmi a-
raç olduğunu görüyorsunuz. Eprimiş
lacivert takımları içinde, ince boyunlu
şoförler kapıları açıp kapatıyor. Resmi
binaların önünde, bu dünyada bir
hacim işgal etmekten utanan ve san-
ki bedenini yoketmek isteyen odacı-
lar koşturuyor.
Birden eskort otomobiller ve koru-
malardan oluşan bir konvoy belirive-
riyor. Zırhlı, lüks Mercedesler çarpı-
yor gözünüze.
Bu Mercedeslerin Almanya fi-
yatı altı yüz bin mark. Yani orada-
ki fiyatı dört buçuk milyar. Normal
koşullarda gümrüğüyle birlikte on
milyarı geçmiş olması gerekiyor.
Hİçbir başkentte böylesine bol de-
ğil bu otomobiller. Bazı sivil ve asker
görevlilerin eşlerine de otomobil ve
şoför tahsis edilmiş. Hanımefendiler
berberlerine ve konken partilerine bu
resmi araçlarla gidip geliyorlar. Sanki
sivil ve asker yöneticilerimiz enflas-
yonu indirme başarılarının, Güney-
doğu'da elde ettikleri olağanüstü za-
ferlerin, eğitim ve sağlık alanlarındaki
müthiş reformların karşılığını alıyorlar.
Türkiye'yi kalkındırdılar ya, biraz
da kendileri rahat edecekler.
Ayrıca Ankara'nın dağı taşı loj-
man olmuş. Devlette orta ve üst ka-
manı var.
***
Komünist ülkeleri hatırlatan ve bu-
gün örneği kalmayan bu devlet salta-
natı, yalnız Ankara'da değil, deniz
kıyılarında da çılgın bir durum aldı.
Ege ve Akdeniz kıyılarını dolaş-
maya kalktığınızda, yüzlerce tatil kö-
yü görüyorsunuz. Halka kapatılmış
olan bu tesislerin her biri, bir devlet
kuruluşuna ait.
"Burası" diyorlar "Bayındırlık
Kampı... MIT Kampı, Sümer-
bank Kampı... Askeriye...
Hepsinin üstünde "Eğitim Tesi-
si" yazıyor.
Fransa'nın güneyinde ya da İtal-
ya'da böyle bir manzarayı düşünebi-
liyor musunuz?
Fransız bürokratları, İtalyan res-
mi kuruluşları bu kıyıları işgal etmeye
kalksa yer yerinden oynar. Ama Tür-
kiye'de devletin saltanatına öyle alış-
mışız ki kıyıların halka kapatılmasına
hiç sesimiz çıkmıyor.
***
Devlet hiçbir zaman böylesine acı-
masız bir lüks ve harcama krizine gir-
memişti.
Küçük memuru ezen devlet üst ka-
demeye "Dolçe Vita" (tatlı hayat)
yaşatıyor.
Neyle mi?
Bizim ödediğimiz vergilerle...
Ve bunu hak sayıp, ek bütçeler ta-
lep ederek yaşam seviyelerini daha
da yükseltmek istiyorlar.
Komünist ülkeler, parti ve devlet i-
leri gelenlerinin hızını kesti.
Bakalım bizde ne zaman sona ere-
cek?
