Bunca yıla, çabaya ve emeğe rağmen kendimi, Türkiye’yi anlayabilmiş bir kişi olarak göremiyorum.Çünkü olup bitene aklım ermiyor.Bunları ironik bir üslupla yazdığımı sanmayın; kelimenin tam anlamıyla Türkiye’de olup bitenleri anlayamıyorum.Ne dediğimi daha iyi anlatabilmek için bir iki örnek vereyim:Bildiğiniz gibi 1999 depreminden sonra İstanbul hop oturup hop kalktı. Herkes bir deprem korkusuna kapıldı. Geceleri başucuna deprem çantaları yerleştirenler mi istersiniz, hazırlıksız yakalanmamak için mayoyla banyo yapanlar mı…Herkes kendince bir tedbir peşine düştü.Peki sonra ne oldu dersiniz. İstanbul, depreme karşı hiçbir önlem alınmamasına karşın ve büyük ölçüde yıkılacağı kesin olduğu halde tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başladı.“Aman İstanbul!” diyen diyene.Şehirde müthiş Pompei eğlenceleri başladı, fiyatlar aldı başını gitti.Çoğu depremde yıkılacak olan konutlara yüz binlerce dolar ödenmeye başladı.En riskli semt ise Avcılar.En fazla bina burada yıkılmış, en fazla ölü burada verilmişti.Şimdi ne olmuş biliyor musunuz?Depremden bu yana Avcılar’ın nüfusu üç misli artmış.Geçenlerde hükümetin etkili bakanlarından birisiyle uçakta konuşuyorduk. Deprem konusunu açtım. Evi Avcılar’daymış ve bina, depremde feci biçimde çatlamış. Sonra ne yaptıklarını sordum. “Önce korkup birkaç ay kaçtık ama sonra biraz tamir edip aynı eve döndük. Allah ne yazdıysa o olur” dedi.Onun yorumu da yine deprem konusunda uyarmaya çalıştığım iki başka bakanın “İstanbul’u kurtarmaya dünyanın parası yetmez. Allah yazmasın!” yorumundan farklı değildi.Meclis’te Ersin Arıoğlu’nun, bizim de desteklediğimiz girişimleri oldu.Hiç kimse tınmadı bile.İşte bunlara aklım ermiyor, gerçekten ermiyor.Yarın bir gün İstanbul, tarihte birçok kez görüldüğü gibi yıkılacak, yine enkaz altında kalanlar, yine sağ kurtulan bebek mucizeleri, yine gözyaşı, yine feryat figan kaplayacak ortalığı.Belediyeler bazı sokaklara üç ay giremeyecek, kimse kimseye yardım edemeyecek, acımasız bir yağma başlayacak ve insan acıları katlanarak artacak.Ama bunları düşünen yok.Türkiye, yarını yokmuş gibi yaşıyor.Ödeyemeyeceği biçimde borçlanıyor; kaçak yapılarla şehirlerinin, balık çiftlikleri ve atıklarla denizlerinin, nehirlerinin, şiddete bulaşan gençliğiyle geleceğinin canına okuyor ama yine de halinden memnun olan çok.Millet eğleniyor, yarınsız bir Türkiye’nin keyfini çıkarıyor.Niye böyle oluyor diye üzülüp kaygılanmak ise bizim gibi birkaç enayiye kalıyor.Bu ülke, sorumlulukla eğlenmeyi, hayattan zevk almayı birlikte götürülemeyecek iki kavram zannedenlerin elinde kaldı.Ve çıta çok düştü dostlar, çok düştü.
