Kayserili’ye sormuşlar: “İki kere iki kaç eder?” “Alırken mi, satarken mi?” demiş. Son günlerde internet sitelerindeki okuyucu yorumlarını okurken aklıma hep bu hikâye geliyor. Çünkü insanlar artık gerçeği, gerçek olduğu için algılamak istemiyor, işlerine geldiği açıdan yorumluyorlar. Türkiye’de artık iki kere iki yok. Bakış açısı var. Ülkenin çevresine üç dev mıknatıs yerleştirilmiş gibi düşünce eksenimiz de üç kutba ayrıldı. Yorum yazanlar olaylara ya Türk milliyetçiliği açısından bakıyor, ya Kürt milliyetçiliği ya da İslâm. Bu üç kutbun dışında kalan insanlar belki de çoğunlukta ama onlar adı üstünde “sessiz çoğunluk.” Sesleri çıkmıyor. Sesleri çıkanlar ise olayları üç kutba göre yorumluyorlar. Onlara göre karşılarındaki insanların kimi faşist, kimi bölücü, kimi mürteci, kimi dinsiz, kimi laikçi, kimi militarist oluyor. Dikkat ederseniz eski Türkiye’nin “komünist” suçlaması da tarihe karıştı. Çünkü artık haklı olarak kimse olayları sağ-sol açısından görmüyor. Üç kutuplu Türkiye, her gün biraz daha şiddetlenen bir biçimde kendini gösteriyor. Kartlar yeniden karıldığında bir de baktık ki eskinin solcu partileri ile onların o zamanki terminolojisinde faşist olarak anılan partiler el ele vermişler bile. Ben size on yıl önce bir CHP başkanının. MHP’liler tarafından karşılanıp göklere çıkarılacağını söylesem herhalde aklımı kaçırdığıma hükmederdiniz. Çünkü o zamanlar bir sağcı, bir solcunun toplantısına ancak ateş etmek amacıyla giderdi. Ama gördüğünüz gibi bu da oldu ve kimse pek yadırgamıyor.

Radyoda DYP Genel Başkanı’nı dinliyordum. Diyordu ki: “Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulabilir ama bizimle iyi geçinmesi gerekir.” Aynı konuda CHP Genel Başkanı ise uzun süredir; Kuzey Irak’a binlerce asker sokup savaşmamız gerektiğini söylüyor. Sorarım size bu beyanlara göre kim solcu, kim barışsever: DYP Başkanı mı, CHP Başkanı mı? Aklı, sadece kişilere takılı kalmış ve teorik düşünmeye alışmamış kişiler, bu sözlerimi hemen güncel politika zannedecekler. Oysa amacım bu değil; kişilerle uğraşmıyorum. Sadece yıllardır ısrarla altını çizdiğim üç kutuplu Türkiye’deki yeni saflaşmaları anlatabilmek için örnekleme yapıyorum. Bildiğiniz gibi sadece kişileri ve partileri konuşabilmek, fikirleri izleyememekten doğan bir cehalet türüdür. Bu insanlar hayatı, yirmi dört saat yaşayan sinek türleri gibi bir tek günle sınırlı olarak görürler, hiçbir şeyi geçmiş ve gelecek boyutunda kavrayamadıkları için ömürlerini dedikodu yapmakla geçirir, bunu da siyasi tartışma sanırlar. Buna devletin stratejisini çizenler de dahildir. Bakın Türkiye’nin temel çelişkisini sağ-sol sandıkları ve soğuk savaşta cephe ülkesi olan Türkiye’yi sola kapatma planlarıyla oyalandıkları için Türkiye’yi bu günlere getirdiler. Yoksa ordunun Necmettin Erbakan’ı İsviçre’den getirtip politika yaptırmasını ya da belli dönemlerde imam hatipleri desteklemesini nasıl açıklarsınız? Ya da CHP’nin, MHP flörtünü. Yıllar yıllar önce ben kutuplaşan Türkiye’yi ve böyle bir “tehlikeyi” ufukta gördüğümü, parti meclisi toplantısında anlattığım zaman protesto sesleri yükselmişti. Ama şimdi itiraz yok! Neyse Tanrı bizi sağına sarımsak soluna soğan bağlamak zorunda olanlardan etmesin. Çünkü biz, buzdağının altını da görebilmeye çalışanlardanız.