Aziz Nesin "tartışmalı" bir konuya dokundu ve kıyamet koptu.
Şimdi herkes, "Türk halkının çoğunluğunun aptal olup olmadığını" tartışıyor.
Kimileri de bu tehlikeli konuya girmemeyi yeğleyerek, sesini çıkarmıyor.
Toplum ölçeğinde aptallık ve zeka ne demektir?
Toplum zekası, bireysel zekayla düz orantılı mıdır?
Gelin önce bu konular üstünde düşünelim.

Bin kişilik bir sinema salonu getirin gözünüzün önüne.
Perdede film gösterilirken ve sinema tıklım tıklım doluyken, makine dairesinden başlayan yangının salona sıçradığını varsayalım.
Ortalığı saran alevler içinde ve dumandan göz gözü görmezken bir anons duyuluyor:
"Bu yangından hep birlikte kurtulabilmemiz için organize olmamız gerekiyor. Çıkış kapılarına en yakın sıralardan, yani en ön ve en arkadan başlamak üzere salonu boşaltacağız. Lütfen panik içinde kapılara hücum etmeyin. Kendi sıranız gelene kadar yüzünüze bir mendil kapatıp bekleyin."
Bu anonsu duyan insanlar iki türlü davranabilir. Ya bir an önce canını kurtarmak için kapıya doğru koşar ya da talimata uyup sırasını bekler.
Bu iki insan tipinden hangisi daha akıllıdır acaba?
Gittikçe yaklaşan alevlere rağmen koltuğunda oturmayı sürdüren mi, yoksa bir ölüm kalım mücadelesine girişerek kapıya doğru koşan mı?
Bu soruya verilecek olan cevap, o toplumun zeka ölçüsüdür.
Düzenli ve organize olabilen bir toplumda, koltuğunda oturmayı sürdüren ve ilk bakışta aptal gibi görünen bireylerin hepsi kurtulur.

Canını kurtarmak için kapıda dövüşen zeki ve uyanık insanların ise çoğu dumandan boğulur. Çünkü itiş kakış ve boğuşma kapıyı tıkamış ve geçiş hızını düşürmüştür.
Bu yüzden kurnazlığa dönüşmüş bulunan bireysel zeka, sonuçta toplu bir aptallığı yaratır.
Hepimizin bildiği gibi aptal (!) Avrupalılar'ın araba kullandığı yollarda, kimse kurnazlık yapıp birbirinin önüne geçmezken, zeki Türk şoförleri şeritler arasında yılan gibi kıvrılarak diğer arabaları sağlamaya ve sollamaya çalışır ve böylece hızlı gitmek için yapılmış bulunan bir otoyol, kapasitesinin çok altındaki otomobiller tarafından tıkanır.

*

Hayatta çabuk yükselmek ve başarılı olmak isteyen bir gencin Shakespeare okuması mı daha zekicedir, yoksa ihracat-ithalat yönetmeliklerini incelemesi mi?
Elbette ikincisi daha kurnazcadır ve başarıya daha çabuk götürür.
Bu açıdan bakarsanız bir gencin yıllarını kitap okumakla, düşünmekle tüketmesi ve kültür denen yenmez içilmez soyut kavram uğruna yaşamını "heba" etmesi bir aptallıktır.
Eğer ihracat yönetmeliğini iyice sindirir ve açık noktalar bulursa, ufak bir iki operasyonla çok para kazanır ve sevgilisiyle birlikte Tarabya tavernalarındaki piyanist şantörün "oh! oh!" çığlıkları arasında göbek atmaya hak kazanır.
Bu yolu seçmeyen bir genç ise aptal bir inatla kitap okumaya ve daha gelişmiş bir insan olmaya gayret eder.
Dolayısıyla aptallık ve zeka görecedir.
İki tarafın da bakış açısına göre kendi yaptığı zekicedir.

Bana kalırsa Türk toplumunun derdi "fazla zeki, fazla uyanık" olmasıdır.