Cumhuriyeti kuran Osmanlı su-
baylarının iki büyük korkusu vardı:
Halifeye bağlı olarak yeni rejimi
İslami esaslara oturtmaya çalı-
şan dinci grup ve kuzeyde baş-
göstermiş olan Bolşevizm.
Bu iki hareketi de, taze bir fidan na-
rinliğindeki Türkiye Cumhuriyeti için
tehdit olarak niteliyorlardı.
Cumhuriyet bu iki tehlikeye karşı
korunmalıydı. Ama bu koruma göre-
vini kim yapacaktı?
Fraklar ve silindir şapkalarla dola-
şan eski subayların tercihi doğal ola-
rak ordu lehine oldu.
Türkiye Cumhuriyetini "irtica ve
Bolşevizm tehlikesi"ne karşı ordu
koruyacak ve kollayacaktı.
Bu noktadan itibaren Türki-
ye'de sivillerle askerler arasında
pek de yazılı olmayan bir görev
bölüşümü başladı.
Siviller ülkenin ekonomisinden
eğitimine kadar her sorunuyla uğra-
şacaklar ama temel güvenlik sorun-
larını silahlı kuvvetlere bırakacaklar-
dı.
Uzun yıllar boyunca bu sistem işle-
di. Çünkü reis-i cumhur paşaydı, on-
dan sonra gelenler de paşaydı.
Güvenlik kavramı ve koruma göre-
vinin nerede başlayıp nerede bittiği
pek tartışılmadı. Çünkü böyle bir tar-
tışma gerekli değildi.
1946 ruhu ve 1950 rejim değişikli-
ği ile birlikte ilk sancılar başgösterdi.
Çünkü yönetim, seçilmiş sivillerin eli-
ne geçmişti. Askerlerin kurduğu dev-
let, artık askerlerin elinde değildi.
Bu yüzden askeri ideoloji tekrar
"toplumdaki ilericiliği temsil et-
me" misyonuna döndü ve 1960'da
rejimi "korudu ve kolladı."
27 Mayıs devrimi; aydınlar, üniver-
site ve Kemalistler tarafından destek
lendi. Çünkü herkesin kafasında as-
kerler tarafından korunmayan bir de-
mokrasinin yaşayamayacağı düşün-
cesi vardı.
Aslında bu yeni bir gelişim değil-
di. Osmanlı subaylarının Abdül-
hamit'i tahttan indirmesiyle
başlayan bir rejime müdahele ve
ülkeye sahip çıkma sürecinin
devamı yaşanıyordu.
Genelkurmay
Başkanının yeri
Son aylarda yoğun bir biçimde
tartışılan "protokol" konusunun
altında yatan temel sorun; Türki-
ye'nin rejiminde Silahlı Kuvvetler'in
yeridir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Ame-
rika, Fransa, İngiltere, Almanya
örneklerinde görüldüğü gibi ül-
keyi savunan bir mekanizma
mıdır, yoksa cumhuriyet rejimi-
ni yaşatmak için gerekli bir
"koruyucu ağabey" midir?
Cevap verilmesi gereken temel
soru budur.
Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, uygar
dünyadaki örnekleri gibi, yurt sa-
vunmasıyla sınırlı bir görev yapıyor-
sa, doğal olarak sivil seçilmişlerin
emrindedir ve Genelkurmay Başka-
nı'nın protokoldeki yeri yanlıştır.
Ama, eğer rejim sıkıntıya girdiği
zaman sorunları çözecek, raydan
çıkmış politik hayatı zaman zaman
yerine oturtacak ve böyle olayların
tekrarlanmaması için sopasını hep
hazır tutacak bir "koruyucu"ysa,
Genelkurmay Başkanı'nın yeri pro-
tokolde daha da öne alınmalı, hatta
Cumhurbaşkanı'ndan önde gelmesi
düşünülmelidir.
Gerçek durumu yansıtacak olan
görüntü budur.
