Bir Kuzguncuk yalısında yaşanmış enfes bir dadı hikayesi var:

Yalıda, zamanın genç Osmanlı zabitleri Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal ve arkadaşları tatil günlerinde buluşup, Türkçeyi latin alfabesiyle yazma denemeleri yaparlarmış.
Bazı günler Mustafa Kemal adlı genç zabit dadıya takılırmış: Karşı kıyıda ki padişah sarayını gösterip, "İyi bak dadı!" dermiş, "Ben bu sarayı müze yapacağım".
Yerin kulağı var derler.
Dadı hem korkar, hem de padişah ve halife hazretleriyle alay eden bu isimsiz gence acırmış:
Mustafa Kemal'in her cüretli iddiasına, "Hadi oradan zevzek!" diye cevap verirmiş.
Bu cevap gençlerin çok hoşuna gittiği için de durmadan takılır ve dadıyı kızdırırlarmış.

Bu hikayeyi aktaran kişi Münevver Andaç'tı: Ali Fuat Cebesoy'un akrabası olarak aynı yalıda büyüyen ve sonradan Nazım Hikmet'le evlenen Münevver Hanım, dadının yaşlılık günlerine yetişmişti.
Artık çok çökmüş olan dadı, ayaklarını sürüyerek dolaşır ve kendi kendine "Yaptı! Vallahi yaptı!" diye mırıldanmış.
Büyük mucizelere tanık olan insanlar gibi ölünceye kadar bu olayı tekrarlamış:
"Çocuk dediğini yaptı! Vallahi yaptı!"

***

Dadıya ömrünün en büyük şaşkınlığını yaşatan "çocuklar", daha sonra devlet kurucusu oldu.
Türkiye Cumhuriyeti, askerlerin kurduğu bir devlet olarak ortaya çıktı.
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi Osmanlı subayları devlet kuruluşunun temel harcını oluşturdular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları
Osmanlı İmparatorluğu'nun, Alman okuluna yakınlık duyan subayları bir çeşit "ilericilik" hareketinde etkin rol oynadılar.
Cumhuriyetin kuruluşuna kadar gelişen bir süreç, asker aydınları ön plana çıkardı.
Devlet kurma aşamasına geldikleri zaman, en büyük çabaları sivilleşme yönünde oldu.
Mustafa Kemal, general üniformasını çıkardıktan sonra Müdafaa-i Hukuk adı altında örgütlendi.
Kurtuluş Savaşı sırasında silahlı kuvvetlerin adı "Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları" idi.
Bu isim özenle seçilmişti ve demokratik bir iradeyi yansıtıyordu.
Silahlı Kuvvetlerin varoluş nedeni ve bağlı bulunduğu kuruluş doğrudan doğruya Millet Meclisi'ydi. Kısacası ordu, teorik olarak seçilmiş politikacıların emrindeydi.
Gelin görün ki o dönemde devleti yönetenler de, asker kökenliydi. Bu yüzden büyük bir tartışma çıkmadı.

***

Adı "Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları" olan silahlı güç, Millet Meclisi'ni nasıl kapatabilirdi?
Daha sonra, -herhangi bir nedenle- "Türk Silahlı Kuvvetleri" olarak değiştirilen bu isim, görünüşteki paradoksu ortadan kaldırdı ve bu kuvvet zaman zaman parlamentoyu askıya aldı.

(Devamı var)