Uzun zamandır Devlet İstatistik Enstitüsü ile ilgili cadı kazanları kaynatılıyor. Kurumun başındaki Orhan Güvenen'i de hedef alan bu cadı kazanları, dedikodu, söylenti, rivayet ve suçlamalarla bir karaçalma cehenneminin zehirli çiçeklerini sunuyorlar kamuoyuna. Söylentilerin amacı; DİE'nin açıkladığı enflasyon rakamlarının hükümet tarafından manipüle edildiğini kanıtlamak. İyi ama hangi hükümetin? Demirel hükümetinin mi? O zaman, ANAP döneminde DİE'ye yöneltilen suçlamalara ne demeli? Çünkü hatırladığınız gibi ANAP hükümetleri zamanında da böyle suçlamalar yapılmıştı.

Eğer amaç DİE'nin her hükümet döneminde nabza göre şerbet verdiği ve elindeki bilgileri hükümetten esen rüzgarlara göre çarpıttığını iddia etmekse, büyük bir hata yapılıyor demektir. Ve bu hata Türkiye'ye çok zarar verir. Halkın istatistik kurumuna güvenini yitirmesi ve bu kurumun ciddiyetini, güvenilirliğini kaybetmesi herhangi bir politik çıkar kaygısıyla göze alınamayacak kadar ağır sonuçlar doğurur. DİE konusundaki tartışmalar, bir bilim sorumluluğu, asgari bir düzey ve insanların onuruyla oynamayan bir üslup gerektirir.

Yoksa sonuçlardan memnun olmayan her kesim aynı iddiaları haykırmaya başlar ve işin sonu bulunmaz. Çünkü Türkiye'de değişik görüşler, değişik gruplar ve değişik siyasi partiler vardır. Ve herkesi birden memnun etmek de mümkün değildir. Kurumun başında bulunan Orhan Güvenen uluslararası saygınlığı olan bir bilim adamıdır. Batının en büyük üniversitelerinde profesörlük yapmıştır. Amerika, Kanada ve Fransa'nın en prestijli yayınevlerinde eserleri yayınlanmıştır. Paris'teki profesörlüğünü ve OECD'deki görevini bırakarak Türkiye'ye gelmiş ve Fransa'daki gelirinin onda biri düzeyinde bir maaşla, DİE'nin başına geçmiş olması hepimiz adına bir şanstır.

Bu özveri ancak bilim saygısı ve doğduğu topraklara duyulan sevgiyle açıklanabilir. Orhan Güvenen'in herhangi bir hükümet müdahalesini kabul etmesi mümkün değildir. Kaldı ki Süleyman Demirel de böyle bir müdahaleyi isteyecek bir başbakan değildir.

***

Enflasyon rakamları konusundaki fırtınanın başlıca sorumluluğu Tansu Ciller'e ait. Çünkü sorumlu bir bakan olarak, "background" bilgi anlamında kendisine sunulan verileri, propoganda amacıyla vaktinden önce kullanmış ve bu rakamlara gölge düşmesine neden olmuştur. Oysa elinde çok daha güzel bir fırsat vardı: 4 Haziran günü toplanan İzmir İktisat Kongresi, rakamların resmi olarak açıklanma tarihine denk düşüyordu. Tansu Çiller bir kaç gün beklese ve rakamları kongrede açıklasaydı kendisi için de önemli bir avantaj elde edecekti. Ama beklememeyi tercih etti.

***

Politikacılarla bilim adamları arasındaki en büyük fark, politikacıların kısa dönemli çıkarları kollamaları, bilim adamlarının ise zaman ve mekan baskılarından kurtulmuş bir biçimde çalışmalarıdır. Bu kısa ve uzun vadeli amaçlar zaman zaman çatışır, zaman zaman da paralellik gösterir. Aradan bunca yüzyıl geçtikten sonra, Galile'yi tekrar yakma isterisine saplanmayalım.