"Biz tüzüklerle çarpışa çarpışa büyüdük,
Onun için şiirimiz karadır abiler..."
Ece Ayhan'ın bu nefis dizeleri bir kaç gündür dilime dolandı.
Yaşım ilerledikçe, tüzükler'in bu ülkede ne kadar önemli olduğunu daha derinden kavrıyorum.
Kafalarımızda ne çok yasak biriktirmişiz.
Öylesine ağır bir baskı altındayız ki neredeyse kendi kendimizden, kendi düşüncelerimizden korkacağız.
En ilericimizin kafasında bile dizi dizi yasaklar, gelenekler, çevre baskıları ve köhne alışkanlıklar çöreklenmiş.
Alışılmışın biraz dışına çıkmaya çalıştığınızda hemen kaşlar çatılıyor ve işaret parmakları kalkıyor:
"Ama yasalar!"
"Ama gelenekler!"
"Ama tüzükler!"
"Ama iç hizmet talimatnameleri!"
İyi ama; hani siz çağa uymayan yasalara ve yanlış geleneklere karşı çıkıyordunuz?
Hani dünyayı değiştirmek ve daha özgür bir toplum yaratmak istiyordunuz?
Eğer yasaları, yasakları, tüzük ve gelenekleri savunacaksanız, neden bir karikatürden dolayı gazete toplatılmasına ve mahkumiyete karşı çıkıyorsunuz?
O da yasal!
Bir şiir yayınladı diye yedibuçuk yıl hapis yatan şairi nasıl savunacaksınız?
Çünkü o da Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre mahkum oluyor.
Yani yasal!
Okullardaki, yurtlardaki bekaret kontrollerine karşı nasıl sesinizi yükselteceksiniz?
Çünkü geleneklerimize göre bekaret kutsal bir kavram ve okullarda öğrencilerin namusları, müdürlere, öğretmenlere teslim edilmiş. Hem de etini okula verip kemiğini kendine saklayarak!
Bu durumda bir müdürün "etini" teslim aldığı kızı kontrol etmesi de Türk örfüne uygun.
Yani geleneksel.
Fahişelere tecavüz edildiğinde ceza indirimi yapılması bile yasal ve geleneksel.
Eğer bir iç hesaplaşmanız ve tutarlı olmak gibi bir kaygınız varsa, ya bu yasaların tümüne uygun davranmayı savunacaksınız, ya da dini bayramlarda gazete yayınlamama alışkanlığını kutlamayacaksınız.
Çağa uygun olmayan yasalar da, yasaklar da, gelenekler de pul pul dökülür gider.
İnsan toplumlarında ilerlemenin başka bir tanımı yoktur.
İlerleme, insanoğlunun başkaldırması ve kendisini engelleyen yasakları geçersiz kılması demektir.
En yalın tarifiyle "ilerici" olmak da budur.
Kurulu düzenin yasalarını, yasaklarını ve gelenek baskılarını savunmanın adı "ilericilik" değil, "muhafazakarlık"tır.
Ciddi bir düşünce ortamında, yasaları savunup da "ilerici" gibi görünmenin yolu yoktur.
Ama ne yazık ki Türkiye'de böyle gariplikler yaşanabiliyor.
***
Yasaya uygun olmayan hayat değişmez ama hayata uygun olmayan yasa değişir.
"Aslolan hayattır."
