Cuma akşamüstü... Saat altı.
Kuşadası limanında bekliyoruz.
Gözümüz Samos'tan gelen bir ge-
miyi arıyor.
Ege adını verdiğimiz mucize deni-
zi yararak ilerleyen gemi limana ya-
naşıyor.
Homeros'un "şarap rengi" ola-
rak tanımladığı deniz bize sevgili
dostlarımızı getirdi:
Mikis Theodorakis, Manos
Hacıdakis, müzisyenler, şarkıcılar...
Yani sanat insanları.
Shakespeare'in gezici kumpan-
yasından, trubadurlara uzanan gös-
teri dünyasındaki akrabalarımız.
Limanda dostlarla kucaklaşıyoruz.
Mikis 68 yaşına geldi. Manos da
öyle... Artık yaşlı insanlar sayılırlar.
İkisinin de saçları beyazladı iyice, ha-
reketleri ağırlaştı.
Ama bana öyle geliyor ki, şimdi
daha mutlular.
İnsanın yaşı ilerledikçe, gündelik
hırslardan kurtuluyor. Başarı deni-
len virüs eskisi kadar giremiyor insa-
nın kanına. Düşmanlıkların, rekabet-
lerin, yüreğinizin üzerine oturmuş bir
dağ gibi, yük olduğunu düşünüyor
sunuz.
Kırk yaşımı geçtiğimden beri her
yıl daha da artan bir güçle duyum-
suyorum bunu.
Kendinizi iyice tanımanız, dünyadan
ne istediğinizi anlamanız süreci bu.
Eğer işinizi dürüstçe, namusluca
ve ter dökerek yapıyorsanız ve ken-
dinize duyduğunuz saygıyı yitirme-
mişseniz mutlusunuz demektir.
Kısacası ellinize yaklaştığınız za-
man aynada yüzünüze utanmadan,
lekesiz bir dürüstlükle bakabiliyorsa-
nız, yaşamınızın bir anlamı olduğunu
hissediyorsunuz.
Mikis de, Manos da aynaya
utanmadan bakabilen iki dost.
Kendilerini şöhrete, paraya satma-
mışlar.
Gerektiğinde bakanlık sandalyele-
rini terkedip gitmişler.
***
Ege'de güneş batıyordu.
Ve biz elimizde birer campari ka-
dehiyle oturup, biraz hüzünlü ve bi-
raz gülümseyen ince bir sohbet ko-
yultuyorduk.
Ne mi konuşuyorduk?
Hayatlarımızı... Çocuklarımız, Mi-
kis'in torunları, müzik, biraz politika
ve biraz da ortak tanıdıklardan ha-
berler, sohbetin ana konularıydı.
Yıllar sonra gurbette karşılaşan
hemşehrilerin konuşması gibi bir
şeydi bu: Hani köyde kim ölmüş,
kim kalmış gibisinden...
***
Akşam prova için Efes'e gittik.
Karanlığın ortasında ışıklandırılmış
olan antik tiyatro bir masal şatosu gi-
bi parıldıyordu.
Sabahın dördüne kadar süren zor-
lu bir prova yaptık.
Kemanlar, flütler, obualar, ıssız
Efes göğünde yankılandı.
Otuzbin kişilik tiyatro bomboştu.
En üst basamağına çıkıp da baktığı-
nızda tiyatronun çevresindeki mut-
lak karanlığı görüyordunuz
Sevgili dostlarımla birlikte bu ka-
ranlığa karşı şarkı söyledik.
