Düğünlerde silah atanları görünce yadırgıyoruz ve şu iş bir yasaklansa diye düşünüyoruz değil mi? Hiç merak etmeyin, yasaklanmış.Hem de yeni değil.10 Haziran 1850 tarihinde Harput Eyaleti Valisi Yusuf İzzet Paşa, idaresi altındaki bütün sancak ve kazalara bir emir göndermiş.Şöyle başlıyor: “Taşralarda vuk’u bulan arus cemiyetlerinde, kurşunlu tüfenk ve piştov endaht…”Türkçesi “Dışarıda yapılan düğün toplantılarında tüfek ve tabancayla ateş etmek yasaklanmıştır.”Altında da imza ve mühür: Fi 29 Receb, sene 1266 Vali-i Vilayet-i Harput Yusuf İzzet Düşünün; Osmanlı Valisi Paşa’nın emirleri hiçbir işe yaramamış ve biz bu emrin yayınlandığı tarihten yüz elli küsur yıl sonra hâlâ sağa sola ateş eden magandalarla uğraşıyoruz.Adam milli maçta heyecanlanıyor, balkona ateş edip genç kızı öldürüyor.Düğünde ateş edip gelini, damadı vuruyor.Arkadaşı ile tartışmaya tutuşup iki yaşındaki çocuğu kurşunluyor.Demek ki bu iş yasakla olmuyor.Toplumun kültüründe yer tutan, gelenek haline gelmiş uygulamalarla ne kanun baş edebiliyor, ne yasak, ne de emir.Töre cinayetinde ya da kadın dövmekte de durum aynı.İstediğimiz kadar yasa çıkaralım, eğer kültürü ve zihniyeti değiştirmez isek bu işler sürüp gidecek.Nazire Dedeman’ın ve Umut Vakfı’nın bireysel silahsızlanma konusundaki övgüye değer çabaları elbette önemli ama toplumun büyük çoğunluğu bunlardan habersiz.Unutmayın ki; yolda, lokantada, düğünde, toplantıda karşılaştığınız, otomobil kullanırken tartışmaya giriştiğiniz insanların çoğu belinde silah taşıyor.Ve bu silahlan her an ateşlemeye hazır bir ruh hali içinde yaşıyorlar.Yıllardan beri ben yazmaktan usandım, siz okumaktan ama bizim sorunlarımızın temelinde kültür var.Yasalarla, nizamlarla, işi ancak bir noktaya kadar düzeltebilirsiniz.Türkiye’nin gerçekten gelişmesi, insani gelişmişlik standardında 88’inci sıradan kurtulup uygar ülkeler safına girmesi, insanı değiştirmekten geçiyor.Sayıları fazla diye bu ülkenin magandasına, ilkeline yağ çekmekten, onların oyuna talip olup taviz vermekten, onlara mal satmaya uğraşmaktan vazgeçmek gerekiyor.Demokrasi yutturmacasıyla ilkel halk dalkavukluğu yapmayı bırakıp, insanı geliştirmenin yollarını aramak gerekiyor.Yoksa aradan bir yüz elli sene daha geçer ve gelecek kuşaklar hâlâ bizim yazdığımız yazıları yazmak zorunda kalırlar.Yamyamlık geleneğine sahip bir toplumda demokrat olmak, insan yeme alışkanlığını halkın bir değeri sayıp, ona saygı göstermek değildir.