Türkiye’nin en güçlü geleneği, kurnazlık. Neredeyse genlerimize işlemiş bir özellik bu. Çalışmanın, dürüstlüğün, emek harcamanın, ahlâki kuralların, gerçekçiliğin, yaratıcılığın, zekânın yerine kurnazlığı geçirmeyi marifet zannediyoruz. Hiçbir işi doğru dürüst yapma ama kafanın içindeki bin bir tilkiyi harekete geçirerek, köprüyü geçecek formüller icat et. Günü kurtar, başarılı ol! Benim bunlara hiç aklım ermediği için her seferinde bu ülkedeki insanların hinoğluhinliğine şaşar kalırım. Bu sefer de öyle oldu. Yıllardan beri Avrupa Birliği konusunda kafa patlatıyorum, yazı yazıyorum ve Avrupa’nın bizi kabul etmesi için makul bir neden bulamıyorum. Bu yüzden müzakere tarihi vermeleri de pek mantıklı gelmiyor. Meğer işin içinde iş varmış. Hükümet Avrupa’nın patronlarına bu iş karşılığında 1,5 milyar dolarlık bir hediye veriyormuş. Fransa ve Almanya’nın ortak üretimi olan Airbus uçaklarını alıyormuşuz. Hem de 36 tane. Bu daha sadece başlangıç. Daha sırada nükleer enerji santralleri, silah ihaleleri, yol yapımları vs. var. Şimdi kendinizi Chirac’ın ve Schrödcr’in yerine koyun. Bir ülke geliyor, size yalvarıyor yakarıyor, kapınızda bekliyor ve son görüşmede size birkaç milyar dolarlık bir para teklif ediyor. Bunun karşılığında sizden üyelik bile istemiyor. Sadece “görüşmelere başlayabiliriz” sözü iç politikada başarılı olmak için yeterli. Avrupalılar “Bu iş çok üzün sürer. Üyelik garanti değil” dese bile (ki diyorlar) önemi yok. Umutları on beş yıl öteye erteleyerek tarih aldınız mı, içeride bunu tepe tepe kullanıp Türkiye’yi AB’ye sokan iktidar olarak gezebilirsiniz. İyi ama biz Avrupa Birliği’ne biraz da ekonomik refaha kavuşmak için girmiyor muyduk? Hani yabancı sermaye gelecekti, işsizlik azalacaktı! Şimdi tam tersini yapıp, biz Avrupa’ya yardım ediyoruz. Türkiye yıllardan beri ne kadar kurnazlık yaptıysa ayağına dolaştı. Çünkü kurnazlık uzun vadede insanı zayıf düşürür. İki yakamızın bir araya gelemeyişi de bu yüzden. Bizim kadar kurnaz olmayan ülkeler çoktan önümüze geçti. Biz hâlâ hinoğluhinlik peşindeyiz. Korkarım Avrupa Birliği hayali daha başlamadan Gümrük Birliği’ne dönüştü. Yani “Ben sana hayran, sen cama tırman!”