HASAN Cemal'in dün yayınladığı "Siyasal İslam, asker..." yazısı, uzun zamandan beri Türkiye aydınının kafasını kurcalayan entellektüel ve ahlaki bir sorun üzerine yoğunlaşmıştı.
Aydın olmanın, özgürlükleri savunmanın, insan haklarından yana tavır almanın, demokrat bir kişilik sergilemenin dar boğaza girdiği günlerden geçiyoruz.
Aydınların bir bölümü, demokrasinin gereği olarak Siyasal İslam'ın yaygınlaşmasına, örgütlenmesine müdahale edilmemesini, bu çabaların "kendini ifade" kapsamında bir demokratik hak olarak görülmesini savunuyor.
Ama tartışma sonunda gelip Kemal Atatürk'te düğümleniyor.
İslamcı kesim ve onlara "yol arkadaşlığı" yapan aydınlar, Kemalizm'in jakoben yöntemlerinin Türkiye'deki her sorunun anası olduğu ve ilk mücadelenin bu anlayışa karşı yapılması gerektiği görüşündeler.
Onlara göre, Kemalizmin jakoben yöntemleriyle bastırılmış olan İslami hareket, bir milli karakter özelliğidir ve şimdi geçmişle hesaplaşmasını yapmasına karışmamak gerekir.
tün sorun Kemalizm!" diyorlar.
Onlara göre Türkiye'ye en büyük kötülüğü yapan ideoloji, Atatürk'ten kaynaklanan reformlar ve çağdaş yaşam biçimi.
Onlara dilim döndüğünce anlatmaya çalıştıklarımı, Hasan Cemal'in değerli yazısına da tarihsel bir gönderme yapmak amacıyla özetlemeye çalışacağım.
***
TARİHİMİZDEKİ yenileşme, çağdaşlaşma ve irtica'a karşı mücadele kampanyası Mustafa Kemal'le birlikte başlamadı.
En az iki yüz yıldır gerici ayaklanmalarla uğraşıyoruz ve bu kalkışmalar her seferinde ilerici rol oynayan ordu müdahaleleriyle bastırılıyor.
Çağdaşlaşma yönünde atılımlar yapan Sultan Üçüncü Selim kendi dairesinde katledildikten ve İkinci Mahmut adını alarak tahta çıkacak olan şehzade damlardan kaçırılarak saklandıktan sonra duruma el koyan, Alemdar Paşa kuvvetleri değil miydi?
Gerici ayaklanmayı o bastırmadı mı?
Islahatçı İkinci Mahmut'u tahta geçiren o değil miydi?
Haydi bir örnek daha verelim:
31 Mart ayaklanmasında İstanbul'u neredeyse ele geçiren mürtecileri Selanik'ten gelen Hareket Ordusu bastırmadı mı?
***
HASAN Cemal, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel'i örnek vererek, onun yol arkadaşlığına soyunmadığını ve belkemiği sağlam bir aydın olduğunu belirtiyor.
Hasan'ın yazısındaki görüşlere katıldığımı ve siyasal İslam'ın örgütlenmesini durdurmanın demokrat aydın tavrıyla çelişmediğini belirtmek istiyorum.
Her demokratik ve çağdaş toplum, varlığını tehlikeye düşürecek akımlara karşı kendisini koruma önlemleri alır. Ve bu "nefis müdafaası"nın kaynağı Anayasa'dır.
***
SON zamanlarda hangi yabancı gazeteci ile konuşsam, hangi Batılı diplomatla sohbet etsem konu dönüp dolaşıp Atatürk'e geliyor.
Çok bilmiş bir tavırla başlarını sallayıp "Evet biliyoruz. Bü-
Batılıların bilmediği, bizimkilerin de görmezden gelmeye çalıştığı gerçek, çağdaşlaşma akımının ve gericiliğe karşı mücadelenin Mustafa Kemal'le başlamadığı ve tarihsel köklerinin bulunduğu.
Bu gerçek bizi tutarlı olmaya itiyor.
Ya Derviş Vahdeti'yi de savunacaksınız ya da her fırsatta Mustafa Kemal'i suçlamaktan vaz geçeceksiniz.
Çünkü o, tarihimizdeki ilericilik damarının bir kuyruklu yıldızıdır ve kendisinden önceki çağdaşlaşma çabalarının ürünüdür.
***
ŞİMDİ sorun; bu seferki ayaklanmayı ordu müdahalesiyle değil, demokratik ve hukuki yöntemlerle giderebilmekte.
Hepimizin dileği bu.
