Ne garip! Türkiye AB’den müzakere takvimi aldığı gün, herkesin Mustafa Kemal’e tekrar tekrar şükran duygularını açıklayacağını sanırdım. Çünkü eğer bugün iyi kötü Avrupa kapılarına geldiysek, bunu Atatürk’e ve onun devrimlerine borçluyuz. Avrupa’da Türkiye’nin laik devlet yapısı konuşuluyor ve İslam dünyası içindeki farklı özellikleri dile getiriliyorsa bunu yaratan kişi Mustafa Kemal Paşa değil mi? Ama bakıyorum Türkiye’de rüzgâr öyle esmiyor. Varsa yoksa mevcut hükümet. Onlar Türkiye’yi Avrupalı yapmış. Onlar Türkiye’yi çağdaş kılmış. Hükümet de pek ağzına almıyor Atatürk adını. Oysa yurda döndükten sonra yaptıkları konuşmalara bir teşekkürle başlamalılar ve Atatürk’ü aramalılardı. Anlaşılan pek işlerine gelmiyor. Nereden nereye: Bu ülkeden Atatürk’ün adını silmek isteyen ve ömürlerini onun eserini yok etmek uğruna harcayanlar, bugün yine O’nun sayesinde kutlamalar yapıyorlar. Oysa, eğer mensup oldukları hareketler başarılı olsaydı Türkiye bugün Avrupa ile değil, Suud Hanedanı ile muhatap olacaktı. Ama bütün bunlar unutuluyor. Eyyamcılık ve dalkavukluğun olağanüstü örneklerini sergileyen kesimler, kendilerine yeni padişahlar yaratıyorlar. Halkı sersemletip eğriyi doğruya karıştırıyorlar. Şu sıralarda bu güçlü rüzgârın önüne geçmek çok zor. Çünkü bir kez fitil ateşlendi. Ama unutmayın ki bu fitil, üç ay daha devam eder. Sonra tarım kesiminden tasfiye edilecek milyonların, iş bulamayanların, geçinemeyenlerin, çocuğuna ilaç alamayan kitlelerin feryadı başlar. AB’den para gelmeyeceğini anlayan halkı manşetlerle, “Bir başkadır benim memleketim” şarkısıyla, davullarla, zurnalarla avutmak pek mümkün olmayabilir. Ve gerçekte ne olup bittiği ancak o zaman serinkanlılıkla tartışılabilir. “Zina” saçmalığı gibi, 6 Ekim raporunu “olumlu ve dengeli” kabul ederek pozisyon kaybetmiş olmak gibi konular o dönemde gündeme gelebilir. Sürekli serbest dolaşım kısıtlamasının başına “may be” ilave ettirmenin ne anlama geldiği ancak o zaman anlaşılabilir. Şimdi davul zurna zamanı. Bu gürültüde sağduyulu sesler duyulmaz. AB üyeliği için çaba harcamış ve bu üyeliğini yürekten isteyen insanların, Brüksel’de gerçekten ne olup bittiğini tartışmalarına bile iyi gözle bakılmaz.

Halkımız meydanlarda bayram yapıyor. Londra’da, Madrid’de, Atina’da, Bükreş’te, Zagrep’te, Stockholm’de; kısacası hiçbir Avrupa başkentinde yapılmamış bir bayram şenliği bu. Sadece bu bile, Avrupa ile aramızdaki farkı vurgulayan bir Şarklılık değil mi?