Kırk yıl düşünsem Avrupa Konseyi’ndeki ilk konuşmamın İslam hakkında olacağı aklıma gelmezdi ama öyle oldu. Çünkü görüşülen konu Avrupa ile Güney Akdeniz ülkelerinin ilişkisi idi. Cezayir, Tunus ve Fas kültür bakanlarının da konuk olarak katılıp birer konuşma yaptıkları parlamento toplantısında, Avrupa Konseyi’nin Akdeniz’deki İslam ülkeleriyle daha yakın ilişki kurmasına ilişkin birçok madde ele alındı. Konu Avrupa ve İslam olunca benim de bu konuda söyleyeceklerim vardı elbette. Büyük İbn Rüşd’den bahsettim. Kordoba Mütfüsü olan İbn Rüşd bir İslam alimi olmasının yanı sıra zamanının en iyi Aristo yorumcusuydu. Batılıların Averroes dediği İbn Rüşd bugün bile en önemli Batı filozofları arasında sayılıyor. İslamla Avrupa’nın ilk büyük buluşması, Endülüs denilen ve bugün bile gıptayla anılan büyük kültür sentezini yarattı. Endülüs’ü dolaştığınız zaman, o büyük eserlere hayranlık duymamanız elde değil. Granada’daki Elhamra Sarayı, Carlos kalesinin kaba ve iri duvarları yanında ender bulunan bir mücevheri andırıyor. Öyle zarif, öyle ince, öyle olgun. Kordoba’daki muhteşem camiyi bir iki saatte ancak dolaşabiliyorsunuz. Taşlara kazınan bu anlayış, insan zihni ve ruhu açısından da çok önemli katkılarda bulunmuş. Avrupa uygarlığını zenginleştirmiş. Bunlan anlattım ve Güney Akdeniz ülkeleri ile ilişki projesinin, Endülüs ruhunu canlandıracak pırıltılı bir döneme yol açabileceğini vurguladım. Yıllar önce Hans Magnus Enzesberger, “Avrupa Merkezleşmesi” adlı kitabında, Avrupa’nın kültürünü yayma konusunda giderek güçlendiğine dikkat çekerek bunun yaşlı kıta için bir manevi yoksullaşma anlamına geleceğini öne sürmüştü. Çünkü dünyadaki değişik kültürler sizi taklit ederse, siz hangi orijinal kaynaktan besleneceksiniz? Pablo Picasso’nun Afrika sanatından ne kadar yararlandığını düşünsenize! Değişik kültürel kimliklerin korunması ve bunlarla “emperyalizm kokmayan saygılı bir tavır takınarak” ilişkiye geçilmesi Avrupa’nın da çıkarına. Artık iyice ortaya çıktı ki Batı uygarlığı, İslam’la bir arada yaşamayı öğrenmek zorunda. Reddetmek ve küçük görmekle bir yere varılamıyor. Bu açıdan Avrupa Konseyi’nin alkışlarla kabul ettiği karar, yeni bir anlayışın ilk temsilcilerinden birisi olarak selamlanabilir.
